İdare hukukunun temel kavramlarından birisi olan takdir yetkisi kavramı, idareye bırakılan alanın temel sınırlarının yine hukuk tarafından belirlenmesi ve böylece idarenin bütün işlemlerinin hukuki denetimine tabi tutulmasını amaçlamaktadır. Kanun koyucu idarenin faaliyetlerini düzenlerken idarenin bütün işlemelerini açık ya da bağlı yetki dahilinde düzenlememiş, idarenin daha etkin hareket etmesini mümkün kılmak adına idareye serbesti tanımıştır. Toplumsal yaşamın hemen bütün alanlarında var olan idarenin, gelişen durumlar karşısında daha etkin faaliyet yürütmesini sağlamak amacıyla idareye bu tür bir serbesti sağlanması gerekmektedir. Böylece idare, kendisine bırakılan alanda daha rahat hareket etmekte ve toplumsal yaşamda faaliyet alanları uyarınca işlemler tesis etmesi mümkün olmaktadır. Ancak idarenin kamu gücünü kullanarak hareket ettiği ve tek yönlü işlemler tesis etme gücüne sahip olduğu düşünüldüğünde, idareye bırakılan takdir yetkisinin idare hukukunun temel ilkeleri doğrultusunda denetime tabi olması gerektiği kuşkusuzdur.
İdarenin bütün işlemlerinin hukuksal denetime tabi olması gerekliliği hukuk devleti olmanın zorunlu bir unsurudur. Hukuk devleti denildiğinde ise, Anayasa’da yer alan demokratik, laik, sosyal devlet ilkeleri etrafında bir tanımlama yapılması gerektiği açıktır. Aksi halde otoriter ya da totaliter bir devletin de katı kurallarına bağlı olması nedeniyle “hukuk devleti” olarak adlandırılması mümkündür. Hukuk devleti ancak diğer ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde kişi hak ve hürriyetlerine imkan tanıyan bir biçimde işlemeye devam edebilir. Bu nedenle idarenin takdir yetkisinin de, diğer ilkeler ile birlikte hukuk devleti anlayışı içerisinde kavranması ve hukuk ilkeleri ile sınırlandırılması gerekmektedir.
İdarenin işlemlerini Anayasa’ya uygun kullanması gerektiği genel bir hukuk normudur. İdare, kendisine bırakılan takdir yetkisini kullanırken de Anayasaya uygun kullanmak durumundadır. Danıştay kararlarına bakıldığında, kararlar da esas alınan ölçütlerin de Anayasal ilkelere dayandığı görülmektedir.
Eşitlik İlkesi
Anayasa’nın 10.maddesi ile düzenlenen eşitlik ilkesi, 5.fıkrası ile idareye kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etme yükümlülüğü getirmektedir. Anayasa’nın eşitlik ilkesinin Danıştay kararlarında da eşitlik ilkesine farklı uyuşmazlıkların değerlendirilmesinde genel bir ilke olarak yer verildiği görülmektedir.
Danıştay hafızlık belgesine sahip olan öğrencilere sınavsız yerleştirme imkanı sunan düzenlemenin iptali talebiyle açılan davada; “…8/10/2016 tarih ve 29871 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’nin 23. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen (h) bendinde ” 8 inci sınıfı tamamlayan ve Diyanet İşleri Başkanlığınca hafızlık belgesi verilen ancak yerleştirmeye esas puanı bulunmayan ya da herhangi bir ortaöğretim kurumuna yerleşemeyen öğrenciler tercihleri de dikkate alınarak hafızlık programı uygulayan Anadolu imam hatip liselerine komisyonca dengeli bir şekilde yerleştirilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Davacı Sendika; bu düzenlemenin, mevcut orta öğretime geçiş sistemi ile Anayasa’da ve 1739 sayılı Yasa’da yer alan eğitimde fırsat ve imkan eşitliği ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedir. nayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. maddesinde; herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı, Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda olduğu kurala bağlanmıştır…. Bu durumda; hafızlık belgesine sahip öğrenciler açısından sınav şartını tamamen ortadan kaldıran ve hafızlık belgesi bulunan ancak yerleştirmeye esas puanı bulunmayan ya da herhangi bir ortaöğretim kurumuna yerleşemeyen öğrenciler ile, sınava hazırlanarak yerleştirmeye esas puanı almış bulunan, hafızlık belgesine sahip olmayan ve hafızlık programı uygulayan Anadolu imam hatip liselerini tercih etmek isteyen öğrenciler arasında eşitlik ilkesine aykırı uygulamaya gidilmesi sonucunu doğuracak nitelikte olan dava konusu Yönetmelik hükmünde, kanun önünde eşitlik ilkesi ile eğitimde fırsat ve imkan eşitliğini temel ilke olarak kabul eden Kanun hükmüne aykırılık oluşturması nedeniyle hukuka uyarlık bulunmamaktadır…” gerekçesiyle anılan düzenlemeyi Anayasa’nın 10.maddesi ile korunan eşitlik ilkesine aykırı bularak iptaline karar vermiştir (Danıştay 8. Daire Başkanlığı, 17/05/2022T., 2021/6739 E. , 2022/3316 K.) . Danıştay’ın verdiği bu kararında aynı statüde olanların aynı işleme tabi tutulmaları gerektiği aksi kabulün eşitlik ilkesine aykırılık teşkil edeceği yönünde değerlendirmede bulunduğu görülmektedir.
Sosyal Devlet İlkesi
Anayasanın 2.maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olduğu, 5.madde ile sosyal hukuk devleti olduğu hüküm altına alınmaktadır. Anayasa’nın 3. Bölümü ile sosyal hak ve ödevleri düzenlemektedir. Elbette sosyal devletin Anayasa’da genel bir ilke olarak yazılmış olması sosyal devlet ilkesinin iler olduğunu göstermemektedir. Nitekim sosyal devlet kavrayışı, ekonomik ve toplumsal değişimlerle birlikte farklılaşmaktadır. Anayasal koruma altında olan bu ilkenin takdir yetkinin sınırlarını belirleyen ölçütlerden birisi olarak incelenmesi gerekmektedir
Savunma Hakkı
İdarenin takdir yetkisinin sınırlarının tespitinde bir diğer ölçüt savunma hakkı olarak karşımıza çıkmaktadır. Anayasa m.36’da savunma hakkı hak arama hürriyetinin bir gereği olarak güvence altına alınmaktadır. Anayasa m.129 ise memurlar ve diğer kamu görevlilerine savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemeyeceği hüküm altına alınmaktadır. Danıştay kararlarında da bu açık hükümlerin idarenin takdir yetkisinin sınırının tespitinde temel ölçüt olarak alındığını göstermektedir.
Düşünce ve Kanaat Hürriyeti
Anayasa m.25 ile güvence altına alınan düşünce ve kanaat hürriyeti, temel haklardan birisi olarak düzenlenmiştir. Düşünce ve kanaat hürriyeti kişinin özgür bir ortamda düşüncelerini ifade etmesini mümkün kılmaktadır. Bu bakımdan demokratik toplumun gelişiminde önemli güvencelerden birisi olarak değerlendirilmelidir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9.maddesi düşünce özgürlüğünü güvence altına alırken, 10.maddesi de ifade özgürlüğünü güvence altına almakta ve herkesin düşünce ve ifade özgürlüğüne sahip olduğunu ifade etmektedir. Uluslararası sözleşmeler ve Anayasa tarafından güvence altına alınan bu ilkelerin Danıştay kararlarında da idarenin takdir yetkisinin sınırlarının tespitinde gerekçe olarak yer aldığı görülmektedir.
Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti
Anayasa m.48 çalışma ve sözleşme hürriyeti kenar başlığı ile herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğunu hüküm altına almakta ve güvence vermektedir. Bu madde ile serbest ekonomi ilkesi kabul edilerek özel teşebbüsler kurmanın mümkün olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu Anayasal ilkenin Danıştay kararlarında da temel bir ölçüt olarak yer aldığını görmekteyiz.
Aile Birliğinin Korunması
Anayasada aileye ilişkin çeşitli maddeler bulunmaktadır. Anayasa m.41 ailenin korunmasını Devlete bir sorumluluk olarak yüklemektedir. Anayasada aileye temel hak ve hürriyetlerin niteliği kenar başlığı altında m.12’de, özel hayatın gizliliği ve korunması kenar başlığı altında m. 20’de, yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşları kenar başlığı altında m.62’de yer vererek aileyi çeşitli yönlerden güvence altına almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.8, özel ve aile hayatına saygı hakkı başlığı altında aile hayatının korunmasını güvence altına alır. Danıştay kararlarında da aile birliğinin korunmasının bir hak olarak verildiği ve idarenin takdir yetkisinin sınırlandırılmasında bir ölçüt olarak kullanıldığı görülmektedir.
Çevre Hakkı
Anayasa m.56’da herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı olduğunu hüküm altına almaktadır. Çevrenin geliştirilmesi ise Devlete ve vatandaşlara bir sorumluluk olarak da yüklenmektedir. Bütün dünyada yaşanan çevre felaketleri ve iklim krizi Anayasada yer verilen çevre hakkının önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Yaşadığımız dünyanın yaşanır bir biçimde devamının sağlanması ve gelecek kuşaklara sağlıklı bir çevre bırakmak için bu konuda politika değişikliklerine gidilmesi ve gerekirse ek güvenceler getirilmesi gerekliliği açıktır. Bu nedenle özellikle iklim krizinin yarattığı etkilerin giderek artmasıyla çevre sorunu uluslararası bir boyutta tartışma konusudur. Bu alanda atılan adımların yeterli düzeye ulaşamadığı, henüz çevre krizini çözmeye yeterli uluslararası karar mekanizmalarının geliştirilemediği açık olsa da Anayasa da yer alan düzenlemelerin katı uygulanması ile çevrenin korunması konusunda önemli kazanımlar elde edilmesi mümkündür. Bu bakımdan Danıştay’ın özellikle ÇED raporları yönünden verdiği ve vereceği kararların çevre hakkının korunmasına katkı sunacağını ifade edebiliriz.
Ölçülülük İlkesi
Ölçülülük ilkesine, Anayasanın 13.maddesinde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı şeklinde yer verildiği görülmektedir. Ölçülülük ilkesinin hukuki uyuşmazlıkların çözümünde temel bir ilke olarak gözetilmesi gerekmektedir. Ölçülülük ilkesi ile birlikte orantılılık, adil bir denge, elverişlilik, gereklilik gibi kavramlarla birlikte kullanıldığı görülmektedir.
Kamu Yararı
Kamu yararına Anayasanın çeşitli maddelerinde yer verilmiştir. Kamu yararı, yukarıda bahsedilen belirsiz hukuki kavramlar arasında yer almaktadır. Anayasa kamu yararını tanımlamamış ve kamu yararı kavramının yargısal içtihatlarla geliştirilmesi amaçlanmıştır. Anayasanın üçüncü bölümünde sosyal ve ekonomik hak ve ödevler başlığı altında kamu yararı alt başlığına yer verilmiş ancak tanım yapılmadan kamu yararının gerektirdiği hallerde yapılabilecek işlemler düzenlenmiştir. Belirsiz hukuki kavram olarak kamu yararının, idarenin takdir yetkisini sınırlayan hukuki bir ölçüt olarak değerlendirildiğini görmekteyiz. Danıştay kararlarında da kamu yararı kavramına hukuki bir ölçüt olarak yer verilmiş ve idarenin takdir yetkisini kullanırken kamu yararına uygun biçimde kullanıp kullanmadığı denetlenmiştir.
Sonuç olarak; takdir yetkisinin sınırlarını belirleyen ölçütler; eşitlik ilkesi, sosyal devlet ilkesi, savunma hakkı, düşünce ve kanaat hürriyeti, çalışma ve sözleşme hürriyeti, aile birliğinin korunması, çevre hakkı, ölçülülük ilkesi ve kamu yararı olarak ifade edilebilir.