Devlet memurları koşulları oluştuğu taktirde mobbing davası açabilirler. Bu davalar idare mahkemelerinde tam yargı davası olarak açılmaktadır. Anayasa Mahkemesi kararlarında da kamu çalışanlarının mobbing davası açabilecekleri kabul edilmiştir. Kural olarak devlet memurlarının mobbing davası açması mümkünse de devlet memuru ile idare arasında yaşanan her sorunun mobbing şeklinde değerlendirilmediği de gözden kaçmamalıdır. Bu yazıda Danıştay kararlarından örnekler verilerek mobbing davası yönünden dikkate alınacak ölçütler tespit edilmeye çalışılmıştır.
Yöneticiler hakkında yürütülen soruşturmada verdiği ifade nedeniyle memura sistematik baskı mobbing olarak kabul edilmiştir
Danıştay verdiği bir kararında yöneticileri hakkında savcılık tarafından yürütülen soruşturmada yöneticileri aleyhine ifade veren memura yönelik işlemleri mobbing olarak kabul etmiştir.
Danıştay kararında; “…davalı idare tarafından davacı hakkında tesis edilen işlemler ve yapılan uygulamalar, gerekse hakkında düzenlenen sağlık raporlarındaki tespitler dikkate alındığında; 27/03/2003 tarihinde davalı idarenin Tuzla’da bulunan Canlı Hayvan ve Et Borsasında göreve başlayan ve 2010 yılına kadar hiçbir olumsuz işleme muhatap olmayan davacının; davalı idarenin yöneticileri hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı dosyada yürütülen soruşturma kapsamında 04/08/2010 tarihinde ifade vermesi üzerine aynı gün davacının çalışma masasının, özel eşyalarının ve üstünün hukuksuz bir şekilde davalı kurum elemanlarınca zorla aranmasıyla başlayan süreçte, sırf bu davranışı sebebiyle davacının disiplin cezası yaptırımına tabi tutulması, daha davacının işten atılmasını gerektiren koşulların oluşmadığı bir sırada meclis toplantısında bir idareci tarafından davacının işten atılması gerektiğinin ifade edilmesi ve bu yönde tutum sergilenmesi, çok basit suçlamalarla davacının savunmasının istenilmesi, mahkeme kararlarının gerekleri şeklen yerine getirilerek aynı cezaların tekrar verilmesi, görev yeri değiştirilerek işe gidiş-gelişlerde ve iş ortamında davacının çalışma koşullarının zorlaştırılmaya çalışılması, ekonomik olarak zor durumda bırakmak için ikramiye ve yol ücreti ödemelerinin yapılmaması, eşinin doğum yapacağı bir gün önce talep ettiği yasal ve insanı nedenlerle kabulü gereken yarım gün izin dahi verilmeyerek amirine hakaret etmeye zorlanan davacının disiplin cezasına muhatap kılınması, idarenin tüm takdir haklarını davacının aleyhine kullanması, esasen disiplin cezasına dahi konu yapılamayacak aynı nitelikteki suçlamalardan dolayı tekerrür hükümleri uygulanarak iki kez “meslekten çıkarma” cezası ile cezalandırılması, sağlık özrüne dayanarak görev yerinin değiştirilmesine ilişkin makul taleplerinin reddedilmesi, memur olduğu halde hizmet sınıfının genel idare hizmetleri sınıfından, yardımcı hizmetler sınıfına alınması nedenleriyle; aşağılanma, özgüven zedelenmesi, yalnızlaşma, kendisini değersiz hissetme, çökkün duygudurum, içe kapanma, keyifsizlik, baş ağrısı, enerji kaybı, ilgi istek kaybı, stres, uyku ve iştah azalması, konsantrasyon kaybı, depresif şikayetler, bu sebeplerle eşi ile sıkıntı yaşadığı ve intihara kalkıştığı anlaşılan davacının, davalı idarenin haksız ve sistematik baskısı sonucunda, ağır bir psikolojik tacize (mobbinge) maruz kaldığı sonucuna varıldığı…” yönündeki ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle onandığı görülmektedir (Danıştay 8. Daire Başkanlığı, 12/04/2023T., 2021/7835 E., 2023/1975 K.).
Yıldırmak amacıyla sistematik bir biçimde disiplin cezası verilmesi mobbing olarak kabul edilmektedir
Danıştay verdiği bir kararında da öğretim elemanına yönelik sistematik disiplin cezası işlemlerinin mobbing oluşturduğuna hükmetmiştir.
Danıştay kararında; “…davalı idarece davacıya psikolojik taciz (mobbing) yapıldığı yönünde bir kanaat oluşmadığı belirtilerek, davacının kişilik haklarının, sosyal statüsünün saldırıya uğradığından ve dolayısıyla manevi olarak zarara uğradığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, davacının disiplin cezalarına konu eylemlerinin beşinin bölüm başkanı sıfatıyla görev yaparken bölümde görev yapan öğretim elemanlarına yönelik olarak mevzuatın hatırlatılmasına ilişkin bir takım yazdığı yazılara istinaden verildiği ve bunların çeşitli gerekçelerle hukuka aykırı oldukları tespit edilerek işlemlerin esastan iptal edildiği ve kararların Dairemizce onandığı ve davacıya 23/03/2007 tarihi ile 25/12/2008 tarihleri arasında verilen disiplin cezalarının ağırlığı ve neticeleri ile davacının konumu ve görevi de dikkate alındığında yaklaşık iki yıl gibi bir zaman dilimi içerisinde tesis edilen disiplin cezalarının, her bir işlemin davacının bir takım eylemleri sebebiyle idari zorunluluk nedeniyle vaki olan ve bu eylemlerin davalı idare tarafından gösterilen reaksiyona bağlı etki-tepki sonucunun ötesinde bir durumu ifade etmektedir. Özellikle davacı hakkında tesis edilen son disiplin cezası olan görevden çekilmiş sayılma cezasının Mahkeme kararı ile iptali sonrasında göreve dönebildiği dikkate alındığında, davalı idare tarafından kısa sayılabilecek bir süre içerisinde davacı hakkında tesis ettiği işlemler nedeniyle, davacının akademik geçmişinin, toplumdaki sosyal statüsünün, aile içerisinde ve meslektaşları arasındaki itibarının, kişilik haklarının ve buna bağlı olarak şeref ve hasiyetinin olumsuz olarak etkilendiği, davalı idarenin tesis edilen ve sonuçları itibariyle ağırlaşan disiplin işlemleri nedeniyle davalı idarenin ağır hizmet kusurunun oluştuğu açıktır…” gerekçesiyle öğretim elemanının hukuka uygun dilekçe ve taleplerine karşı sistematik olarak disiplin soruşturması başlatılmasını ve bu soruşturmalar sonucunda kişinin görevinden uzaklaşmış olmasını psikolojik taciz olarak kabul etmiştir Danıştay 8. Daire Başkanlığı, 30/12/2022T., 2021/7896 E. , 2022/8527 K.
Sonuç olarak Danıştay kararlarında devlet memurlarına yönelik sistematik bir baskının varlığı halinde bu davranışların mobbing olarak kabul edilebileceği görülmektedir. Ancak her somut olay yönünden hukuki değerlendirme yapılması gerekliliğini hatırlatmak yarar vardır.