29 Ağustos 2024 İlker Urlu 0 Yorumlar

Türk Borçlar Kanunu m. 74/1; “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir” ve TBK 74/2; “Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz” hükümleri ile ceza hukuku ile özel hukuk yargılaması arasındaki ilişki düzenlenmiştir. Uygulamada sıkça karşılaşıldığı üzere, kişinin işlediği fiil ceza yargılaması ile manevi tazminat davasına birlikte konu olabilir. Bu durumda örneğin ceza davasında hakkında beraat kararı verilen birisi, aynı olay nedeniyle manevi tazminat ödemekle yükümlü tutulabilir. Bunun nedeni ceza yargılamasındaki değerlendirme ile manevi tazminat davalarındaki değerlendirmenin çeşitli yönlerden birbirinden farklı olmasıdır.

Ceza Yargılamasında Hakkında Beraat Kararı Verilen Birisi Manevi Tazminat Ödemekle Yükümlü Tutulabilir mi?

Yukarıda açıklandığı üzere, ceza yargılaması ile manevi tazminat davasında kusur belirlemesi birbirinden farklıdır. Ceza davasında hakim delil yetersizliği nedeniyle şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca kişi hakkında beraat kararı verebilir. Ancak tazminat davasında ceza mahkemesinin beraat kararı hakimi bağlamaz. Hakimde kişinin fiili işlediği yönünde bir kanaat hasıl olursa kişi hakkında manevi tazminat davasına hükmedebilir. Benzer şekilde ayırt etme gücü yönünden ceza mahkemesinin yaptığı değerlendirme ile manevi tazminat davasını gören hukuk hakiminin yaptığı değerlendirme farklılık arz edebilir. Örneğin ceza hukuku uyarınca cezasızlık sebebi sayılan bir durum, hukuk mahkemesince farklı değerlendirilebilir ve mahkeme kişinin haksız fiili nedeniyle manevi tazminat ödemesine karar verebilir. Ancak ceza mahkemesi kişinin fiili işlediği yönünde bir karar vermişse, hukuk mahkemesi bu karar ile bağlıdır. Çünkü ceza mahkemesi maddi olaya ilişkin bir değerlendirme yaparak haksız fiilin kişi tarafından işlendiğine karar vermiştir. Bu durumda hukuk mahkemesi kişi bu fiili işlememiştir diyemez. Bu durumda kusur nitelemesi yaparak manevi tazminat miktarına hakkaniyete uygun bir biçimde karar verir.

Uygulamada, manevi tazminat davalarının çoğunlukla haksız fiilden kaynaklandığını ve manevi tazminat davası ile ceza davasının birlikte yürütüldüğünü görmekteyiz. Bu gibi durumlarda maddi olayın çözümlenmesi, kişinin fiili işleyip işlemediğinin tespiti yönünden ceza davalarının sonucunun bekletici mesele yapılmasına karar verilmektedir.

Konuyla İlgili Örnek Yargıtay Kararları

“…6098 sayılı .. 74.maddesi gereğince (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53.m) hukuk hâkimi ceza mahkemesinin kararı ile bağlı değilse de; ceza mahkemesince belirlenecek maddi vakıalar hukuk hâkimi yönünden de bağlayıcıdır. Bu nedenle; .. 2015/760 esas, 2015/253 Karar sayılı dosyasının sonucu beklenmeli ve varılacak sonuca göre yapılacak değerlendirme ile birlikte iş bu dava hakkında karar verilmelidir…” (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 23/03/2016T., 2016/1421 E., 2016/3799 K.).

“…Dava, yapılan haksız ödemenin tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece dava kabul edilmiş; kararı, davalı temyiz etmiştir. 818 sayılı B.K. 53. ve 6098 sayılı TBK 74. maddesine göre hukuk hakimi, ceza mahkemesinin beraat kararı ve kusur oranına ilişkin kararı ile bağlı değil ise de maddi olguya ilişkin tespitleriyle bağlıdır. Dava konusu uyuşmazlık ile ilgili olarak, Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2012/407 Esas sayılı dosyasında davalı hakkındaki yargılamanın devam ettiği anlaşılmaktadır. Somut olayda, ceza davası sonucunun eldeki davayı etkilemesi söz konusudur. Açıklanan nedenle, ceza davasının sonucunun bekletici mesele yapılması ve buna göre bir karar verilmesi gerekir. Karar, açıklanan nedenle yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir…” (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 15/04/2014T.,      2013/11415 E.  ,  2014/6294 K.).

“…Yapılan incelemede; davalı …’in yargılandığı ceza dosyasında ve hazırlanan iddianamede adı geçen davalının aynı zamanda ödeme emri tebliğ eden PTT memuru gibi kabul edilmesi, oysa davalının sadece 103 davetiyesi tebliğini yapmış olması, özellikle soruşturma aşamasında alınan bilirkişi raporunda ödeme emri ve 103 davetiyesi tebligat mazbatasındaki imzalar ile sahte olarak düzenlenen senetteki imzaların aynı el ürünü olduğu tespitine yer verilmesi birlikte değerlendirildiğinde, dava dışı üçüncü şahıslarca gerçekleştirilen sahteciliğin illiyet bağını keser nitelikte olup olmadığının belirlenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Şu halde, Dairemizin 15/02/2018 gün, 2017/4654 esas ve 2018/953 karar sayılı ilamıyla, açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmünün, olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nun 53. maddesi (TBK 74) anlamında hukuk hâkimi yönünden bağlayıcılığı olmadığı, zarar ile eylem arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığını, tebliğ memurlarının kasten yahut ihmal suretiyle usulsüz tebliğ işlemi gerçekleştirerek davacının zararına neden olup olmadıklarının, hukuk hâkimince belirlenmesi gerektiği vurgulanarak…” (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 22/02/2021T., 2020/1693E., 2021/725K.).