<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Medeni Hukuk arşivleri - Avukat İlker Urlu</title>
	<atom:link href="https://www.ilkerurlu.av.tr/category/hukuki-yazilar/ozel-hukuk/medeni-hukuk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/category/hukuki-yazilar/ozel-hukuk/medeni-hukuk/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 08 Dec 2025 09:51:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://www.ilkerurlu.av.tr/wp-content/uploads/2024/03/iulogo-3-150x150.png</url>
	<title>Medeni Hukuk arşivleri - Avukat İlker Urlu</title>
	<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/category/hukuki-yazilar/ozel-hukuk/medeni-hukuk/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yargıtay İçtihatlarına Göre Ev Kredisi Devam Ederken Tarafların Boşanması Halinde Evin Paylaşımı</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/yargitay-ictihatlarina-gore-ev-kredisi-devam-ederken-taraflarin-bosanmasi-halinde-evin-paylasimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 09:51:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mal Rejimi Davaları]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmada ev kredisi]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmada ev kredisini kim öder]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmada evin kalan kredilerini kim öder]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmada evin krediyle alınan evin paylaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmada kredili alınan ev kimde kalır]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmada kredili evin durumu]]></category>
		<category><![CDATA[kredili alınan ev nasıl paylaşılır]]></category>
		<category><![CDATA[krediyle alınan ev boşanmada kimde kalır]]></category>
		<category><![CDATA[mal rejimi davası]]></category>
		<category><![CDATA[Yargıtay İçtihatlarına Göre Ev Kredisi Devam Ederken Tarafların Boşanması Halinde Evin Paylaşımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=1021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Taraflar arasındaki evlilik birliğinin devamı boyunca yatırım ya da ikamet amacıyla tarafların bir taşınmaz almaları mümkündür. Çoğu zaman düğünde taraflara takılan altınların da eklendiği bu&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/yargitay-ictihatlarina-gore-ev-kredisi-devam-ederken-taraflarin-bosanmasi-halinde-evin-paylasimi/">Yargıtay İçtihatlarına Göre Ev Kredisi Devam Ederken Tarafların Boşanması Halinde Evin Paylaşımı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Taraflar arasındaki evlilik birliğinin devamı boyunca yatırım ya da ikamet amacıyla tarafların bir taşınmaz almaları mümkündür. Çoğu zaman düğünde taraflara takılan altınların da eklendiği bu tür satın alma işlemleri bazen de ev kredileriyle mümkün olmaktadır.</p>
<p>Eşlerden biri adına kayıtlı taşınmaza ilişkin kredi ödemeleri devam ederken boşanma ve mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacak talebiyle dava açılması mümkündür. Boşanma dava tarihi itibariyle eşler arasındaki mal rejimi sona ereceğinden dava tarihi itibariyle ödenen taksitlerin sayısı ve tutarının belirlenmesi gerekmektedir. Aynı şekilde boşanma dava tarihinden sonra ödenecek taksitlerin de sayısı ve toplam tutarının belirlenmesi gerekmektedir. Mal rejiminin sona ermesinden önce ödenen taksitler edinilmiş mal niteliğindedir. Başkaca bir kişisel maldan karşılanmamış ise elbette. Mal rejiminin sona ermesinden sonraki döneme isabet eden taksitler ise ödeyen eşin kişisel malı sayılacaktır.</p>
<p>Mal rejiminin tasfiyesi ve alacak talepli davalar niteliği itibariyle para alacağı talebini içermektedir. Bu sebeple Türk Medeni Kanununda yer alan diğer istisnalar dışında taşınmazın aynına ilişkin bir talepte bulunulamaz. Bu sebeple de kredi ile alınan taşınmazlarda mal rejiminin devamı süresince ödenen taksitler ile mal rejiminin sona ermesinden sonra ödenen taksitlerin miktarının belirlenmesi gerekmektedir. Yargıtay da ilke kararlarında kredili alınan taşınmazların hesaplamasının ne şekilde yapılacağını tespit etmiştir.</p>
<p>Yargıtay bir kararında <em>“…Tasfiyeye konu malın, bedelinin tamamının ya da bir kısmının kredi ile karşılanması durumunda, kredi veren kuruluşa yapılan geri ödemelerin isabet ettiği dönemden, miktarından ve taksit sayısından hareketle mal rejiminin tasfiyesi sonucunda eşlerin alacak miktarları belirlenir. 4721 sayılı Kanun’un 202 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde yapılan ödemelerde, eşler lehine değer artış payı ve/veya artık değere katılma alacağı hakları doğabilecektir. Kredi borcu ödemelerinin bir kısmının mal rejiminin devamı süresince, bir kısmının da daha sonraki tarihlerde yapılmasında, mal rejiminin geçerli olduğu dönemin sonrasında sarkan ödemeler, tasfiye konusu taşınmazın borcu kabul edilerek tasfiye gerçekleştirilir&#8230;</em></p>
<p><em>&#8230;Yukarıda açıklandığı gibi iki döneme yayılan kredi borcu ödeme tablosu mevcut olduğunda; öncelikle, mal rejiminin sona erdiği tarihte henüz vadesi gelmediği için ödenmemiş kredi borç miktarıın, toplam kredi borcuna oranı bulunur. Sonra bulunan bu kredi borç oranının, taşınmazın toplam satın alım bedeli karşısındaki oranına dönüşümü gerçekleştirilir. Tespit edilen bu oranın, taşınmazın tasfiye tarihindeki (karara en yakın) sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmasıyla borç miktarı belirlenir. Bu ilke ve esaslara göre saptanan taşınmazın borç miktarı, tasfiye tarihindeki sürüm değerinden düşüldükten sonra kalan miktar, değer artış payı ve/veya artık değere katılma alacağı hesaplamasında göz önünde bulundurulur&#8230;</em></p>
<p><em>&#8230;Buna göre; öncelikle, tasfiyeye konu malın satın alma bedeli, bunun krediyle ve varsa kredi dışında eşlerin kendi imkanları ile karşıladıkları miktarlar ve oranları ile tasfiye (karara en yakın) tarihindeki sürüm (rayiç) değeri ayrı ayrı belirlenmelidir&#8230;</em></p>
<p><em>&#8230;Açıklamalar doğrultusunda hesaplama yapılabilmesi için, iddia ve savunma çerçevesinde, malın satın alınmasına ilişkin akit tablosuyla birlikte tapu/trafik kaydı, kredi sözleşmesi ve kredi borcu ödeme tablosu dahil finans kuruluş kayıtları, ihtiyaç duyulması halinde eşlerin malın alınmasında katkı olarak kullandıklarını ileri sürdükleri mal varlıklarına ilişkin sair belgeler bulundukları yerlerden getirtilerek uyuşmazlığın çözümünde göz önünde bulundurulmalıdır. Uyuşmazlığın çözümünde kullanılabilecek belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden oluşan  kurulundan da yardım alınmalıdır.”</em> şeklinde mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı olarak kredi ile satın alınan taşınmazların nasıl hesaplanacağını göstermiştir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2023/531 Esas 2024/892 Karar 15/02/2024 Tarihli kararı)</p>
<p><strong>Av. Ceren Özalp</strong></p>
<p><strong>Ankara Barosu</strong></p>
<p><strong>avcerenozalp@gmail.com</strong></p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/yargitay-ictihatlarina-gore-ev-kredisi-devam-ederken-taraflarin-bosanmasi-halinde-evin-paylasimi/">Yargıtay İçtihatlarına Göre Ev Kredisi Devam Ederken Tarafların Boşanması Halinde Evin Paylaşımı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölüm halinde mal rejiminin tasfiyesi ve sağ kalan eşin mal rejiminin sona ermesinden kaynaklı alacak hakları</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/olum-halinde-mal-rejiminin-tasfiyesi-ve-sag-kalan-esin-mal-rejiminin-sona-ermesinden-kaynakli-alacak-haklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 12:53:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mal Rejimi Davaları]]></category>
		<category><![CDATA[eşim öldü miras hakkım var mı]]></category>
		<category><![CDATA[mal rejimi dava hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[mal rejimi davası]]></category>
		<category><![CDATA[mal rejiminin tasfiyesi davası]]></category>
		<category><![CDATA[Mal rejiminin tasfiyesinde taşınmazın aynına ilişkin hak talep edilebilir mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Mirasçıların davaya dahil edilme zorunluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[ölen eşin mal rejiminden kaynaklanan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm halinde eşin malvarlığı hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm halinde kalan eşin dava hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm halinde mal rejiminin tasfiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm halinde mal rejiminin tasfiyesi ve sağ kalan eşin mal rejiminin sona ermesinden kaynaklı alacak hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm halinde mal rejiminin tasfiyesi ve sağ kalan eşin mal rejiminin sona ermesinden kaynaklı alacakları nelerdir?]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm ve mal rejiminin tasfiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[sağ kalan eşin dava hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağ kalan eşin ortaklığın giderilmesi dava hakkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=1011</guid>

					<description><![CDATA[<p>Taraflar arasındaki mal rejiminin sona erme nedenlerinden biri de ölümdür. Taraflar arasındaki evlilik birliğinin ölüm ile sona ermesinde, ölen adına kayıtlı malvarlığı değerleri evlilik birliği&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/olum-halinde-mal-rejiminin-tasfiyesi-ve-sag-kalan-esin-mal-rejiminin-sona-ermesinden-kaynakli-alacak-haklari/">Ölüm halinde mal rejiminin tasfiyesi ve sağ kalan eşin mal rejiminin sona ermesinden kaynaklı alacak hakları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Taraflar arasındaki mal rejiminin sona erme nedenlerinden biri de ölümdür. Taraflar arasındaki evlilik birliğinin ölüm ile sona ermesinde, ölen adına kayıtlı malvarlığı değerleri evlilik birliği içerisinde edinilmiş ise sağ kalan eşin hem mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı hem de mirasçılık sıfatından kaynaklı alacak hakları bulunmaktadır.</p>
<p>Ölenin son yerleşim yeri adresinde bulunan Aile Mahkemesinde açılacak bir dava ile sağ kalan eş, mal rejiminin tasfiyesi ve alacak talebinde bulunabilir. Burada davacı sağ kalan eş, davalı ya da davalılar ise ölenin diğer mirasçıları olacaktır. Örneğin; Ayşe ile Ali evli olup müşterek 2 çocukları bulunmaktadır. Ali’nin adına kayıtlı evlilik birliği içerisinde edinilmiş 1 araba ile 1 ev vardır. Ali’nin ölmesi halinde, Ayşe müşterek çocuklara karşı 1 ev 1 arabadan kaynaklı olarak mal rejiminin tasfiyesi ve alacak talepli dava açabilecektir.</p>
<p>Evlilik birliği içerisinde edinilen 1 ev ve 1 arabanın Ayşe adına kayıtlı olması halinde ise müşterek çocuklar Ayşe’ye karşı mal rejiminin tasfiyesi ve alacak talepli dava açabilecektir.</p>
<p><strong>Mirasçıların davaya dahil edilme zorunluluğu</strong></p>
<p>Sağ kalan eşin mal rejiminden kaynaklı alacağı terekenin borcu sayılmaktadır. Bu sebeple tüm mirasçıların davaya dahil edilmesi gerekmektedir. Nitekim Yargıtay içtihatları bu yöndedir:</p>
<p><strong>Yargıtay 8.H.D. 07.02.2017 tarih 2015/11118 E. 2017/1294 K. sayılı kararında; </strong><em> &#8220;.<strong>..</strong>davacı talebini terekeye karşı dolayısıyla miras bırakının mirasçılarına yönelttiğine göre dosya içerisinde yer alan <strong>mirasçılık belgesindeki mirasçılardan müşterek</strong> <strong>çocuk….in de davalı safhında yer alması gerekirken </strong>pasif dava ehliyeti tamamlanmadan davanın esasına girilerek kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır..’’ </em>gerekçesiyle bütün mirasçıların davaya dahil edilmesi gerektiğine hükmetmiştir.</p>
<p><strong>Sağ kalan eşin ortaklığın giderilmesi dava hakkı</strong></p>
<p>Evlilik birliği içerisinde edinilen ve ölen adına kayıtlı olan taşınır, taşınmaz mallar ile banka hesaplarında bulunan para, bireysel emeklilik, hisse senetleri gibi edinilmiş mal niteliğine haiz malvarlığı değerleri üzerinden öncelikle sağ kalan eşin mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacağı Aile Mahkemesinde açılacak dava ile hesaplanarak ölenin diğer mirasçılarından tahsil edilecektir. Sağ kalan eş, ölen eş adına kayıtlı malvarlığı değerleri üzerinden mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacağını tahsil ettikten sonra miras hukuku hükümlerine göre Sulh Hukuk Mahkemesinde ortaklığın giderilmesi talepli dava ikame edebilecektir.</p>
<p><strong>Mal rejiminin tasfiyesinde taşınmazın aynına ilişkin hak talep edilebilir mi?</strong></p>
<p>Mal rejiminin tasfiyesi davaları niteliği gereği şahsi alacak hakkı doğurmakta olup mal rejimine konu taşınmazın aynına ilişkin talepte bulunulamaz. Ancak mal rejiminin ölüm ile sona ermesi ve sağ kalan eşin mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacağının dava konusu olması halinde bu alacak hakkına istisna getirilerek aile konutu ve ev eşyası üzerinde ayni hak talebinde bulunulabileceği düzenlenmiştir. Buna göre;</p>
<p>1-Taraflar arasındaki mal rejimi ölüm ile sona ermelidir.</p>
<p>2-Ölüm ile sona eren mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimi olmalıdır.</p>
<p>3-Ayni hak talebinde bulunulacak olan aile konutu ve ev eşyası taraflar arasındaki mal rejiminin devamı süresince edinilmiş olmalıdır.</p>
<p>4-Ayni hakka konu taşınmazın aile konutu niteliğine haiz olması gerekmektedir.</p>
<p>5-Aile konutu ve ev eşyası ölen eşe ait olmalıdır.</p>
<p>6-Taraflar arasındaki mal rejiminin tasfiyesinde sağ kalan eşin alacak hakkı bulunmalıdır.</p>
<p>Koşullarının varlığı halinde sağ kalan eş mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacak hakkı yerine aile konutu ve ev eşyası üzerinde mülkiyet, intifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir.</p>
<p><strong>Av. Ceren Özalp</strong></p>
<p><strong>Ankara Barosu</strong></p>
<p><strong>avcerenozalp@gmail.com</strong></p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/olum-halinde-mal-rejiminin-tasfiyesi-ve-sag-kalan-esin-mal-rejiminin-sona-ermesinden-kaynakli-alacak-haklari/">Ölüm halinde mal rejiminin tasfiyesi ve sağ kalan eşin mal rejiminin sona ermesinden kaynaklı alacak hakları</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kötü Yönetim ve Savurganlık Nedeniyle Kısıtlama</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/kotu-yonetim-ve-savurganlik-nedeniyle-kisitlama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Nov 2025 14:37:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medeni Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[alkolikler kısıtlanır mı]]></category>
		<category><![CDATA[babanın bütün malvarlığını elinden çıkarması]]></category>
		<category><![CDATA[kime vasi atanır]]></category>
		<category><![CDATA[kısıtlama]]></category>
		<category><![CDATA[kısıtlama nedir]]></category>
		<category><![CDATA[kötü yönetim nedeniyle kısıtlama]]></category>
		<category><![CDATA[malvarlığının hızla tüketilmesi engellenebilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[savurgan birisi nasıl kısıtlanır]]></category>
		<category><![CDATA[savurgan yaşam süren kısıtlanır mı]]></category>
		<category><![CDATA[savurganlık kısıtlama nedeni midir]]></category>
		<category><![CDATA[TMK m. 406]]></category>
		<category><![CDATA[vasi]]></category>
		<category><![CDATA[vasi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[vesayet]]></category>
		<category><![CDATA[vesayet hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[vesayet makamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=1007</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türk Medeni Kanunu’nda vesayeti gerektiren haller küçüklük ve kısıtlama olarak düzenlenmiştir. Kanun velayet altında olmayan her küçüğün vesayet altına alınmasını zorunlu kılarak küçükleri korumayı amaçlamıştır.&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/kotu-yonetim-ve-savurganlik-nedeniyle-kisitlama/">Kötü Yönetim ve Savurganlık Nedeniyle Kısıtlama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Medeni Kanunu’nda vesayeti gerektiren haller küçüklük ve kısıtlama olarak düzenlenmiştir. Kanun velayet altında olmayan her küçüğün vesayet altına alınmasını zorunlu kılarak küçükleri korumayı amaçlamıştır.</p>
<p>Türk Medeni Kanunu m. 405 akıl sağlığı veya zayıflığı nedeniyle kısıtlamayı, m. 406 ise savurganlık, alkol veya uyuşturucu bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim nedeniyle kısıtlamayı düzenlemektedir. 407 ve 408.maddelerde de özgürlüğü bağlayıcı ceza ve istek üzerine kısıtlama düzenlenmektedir.</p>
<p>Bu yazıda kısıtlama çeşitlerinden kötü yönetim nedeniyle kısıtlama açıklanmaya çalışılacaktır.</p>
<p><strong>İlgili mevzuat</strong></p>
<p>Türk Medeni Kanunu&#8217;nun <em>&#8220;Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim&#8221;</em> kenar başlıklı 406. maddesi; <em>&#8220;Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.&#8221; </em>hükmünü, TMK m. 429/1 ise; <em>&#8220;Kısıtlanması için yeterli sebep bulunmamakla beraber korunması bakımından fiil ehliyetinin sınırlanması gerekli görülen ergin bir kişiye aşağıdaki işlerde görüşü alınmak üzere bir yasal danışman atanır&#8230;&#8221;</em> hükmünü içermektedir.</p>
<p><strong>Düzenlemenin amacı</strong></p>
<p>Kanun koyucu bu düzenleme ile kişiyi ve yakın çevresini korumayı amaçlamıştır. Madde metni kişinin bedensel ve psikolojik iyi olma halini güvence altına alırken aynı zamanda kötü yönetim nedeniyle malvarlığının hızla tüketmesini de engellemektedir. Kanun kişilerin malvarlıklarını savurgan bir biçimde tüketmelerini kamu düzenini bozan bir husus olarak değerlendirmiş ve bunu engellemek üzere sınırlamalar getirmiştir. Savurganlık ve kötü yönetim nedeniyle malvarlığının hızlı tükenmesinin toplumsal düzeni bozma ihtimali taşıdığını kabul ederek yargısal müdahaleyi mümkün kılmıştır.</p>
<p><strong>Dava süreci </strong></p>
<p>Uygulamada savurgan yaşam süren kimsenin malvarlığı hızla erimekte ve özellikle aile üyeleri bu durumdan oldukça olumsuz etkilenmektedir. Bu tür tasarrufların önüne geçmek üzere TMK m. 406 uyarınca kısıtlama talepli dava açmak mümkündür. Mahkeme açılan davada bilirkişi incelemesi marifetiyle malvarlığının olağan dışı azalıp azalmadığını inceleyecek ve savurganlık yönünde kanaate ulaşırsa kişinin kısıtlanmasına karar verecektir. Bu durumda kişiye vasi atanacak, vesayet makamı olan mahkemenin denetiminde tasarruf işlemleri kontrol edilecektir.</p>
<p><strong>Yargıtay uygulamalarında savurganlık nedeniyle kısıtlama</strong></p>
<p>Yargıtay içtihatlarında savurganlık düzeyindeki tasarruf işlemleri kısıtlama nedeni olarak kabul edilmektedir. Yargıtay bir kararında; <em>&#8220;&#8230;Vesayet hakkındaki hükümlerin kamu düzeni ile yakından ilgili olduğu, Mahkemece; re&#8217;sen araştırma yapılabileceği de gözetilerek, Türk Medeni Kanununun 406. maddesinde yer alan hususlar yönünden kısıtlanması istenilen Mustafa’nın mevcut malvarlığının tespiti, tapuda devrettiği iddia edilen taşınmazın tapu bilgileri taraflardan sorularak satış bedelinin gerçek değerinin altında olup olmadığı ve banka hesap hareketlerini gösterir kayıtların getirtilerek olağanüstü harcama bulunup bulunmadığı böyle bir devir mevcutsa bu tasarrufların kendisini veya ailesini darlık ve yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açıp açmadığı Yargıtay denetimine imkan verecek şekilde tespit edilmesi için re&#8217;sen ve tarafların gösterecekleri delillerin toplanıp değerlendirilmesi yapılarak oluşacak sonucuna göre öncelikle kısıtlanmasını gerektirir bir neden bulunup bulunmadığı, bulunmuyorsa dosyada mevcut rapora göre Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 429. maddesi gereğince yasal danışman atanmasını gerektiren bir durum olup olmadığı değerlendirilerek oluşacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile davanın reddi doğru görülmemiştir&#8230;&#8221;</em> gerekçesiyle Türk Medeni Kanununun 406. maddesinde yer alan hususlar yönünden denetime elverişli rapor alınmasını, TMK. 406. Madde yönünden kısıtlama için yeterli unsurlar bulunamadığı taktirde TMK m. 429 yönünden değerlendirme yapılması gerektiğine hükmetmiştir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 15/01/2018T., 2017/7391 E.,  2018/415 K.).</p>
<p>Yargıtay benzer yöndeki bir başka kararında<em>; &#8220;&#8230;Türk Medeni Kanununun 406. maddesinde; &#8220;Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.&#8221; hükmü ile aynı Kanunun 429. maddesinde kısıtlanması için yeterli sebep bulunmamakla beraber korunması bakımından fiil ehliyetinin sınırlanması gerekli görülen ergin kişiye bir yasal danışman atanacağı; 431. maddesinde ise, &#8220;Vasinin atanması usulüne ilişkin kuralların kayyım ve yasal danışman atanmasında da uygulanacağı.&#8221; hükümleri yer almakta olup, dava dilekçesinde kısıtlanması istenilen&#8230;&#8217;in malvarlığını kötü yönettiği iddia edilmiş olup öncelikle vasi atanması olmazsa yasal danışman atanması istenmesine rağmen; alınan sağlık kurulu raporunda sadece 405. madde kapsamında akıl sağlığı yönünden vasi tayini gerekip gerekmediği değerlendirilmiş, yasal danışman atanması yönünden bir değerlendirme yapılmadığı gibi mahkemece de malvarlığını kötü yönetme ve yasal danışman atanması yönleri itibari ile herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.</em></p>
<p><em>Vesayet hakkındaki hükümlerin kamu düzeni ile yakından ilgili olduğu, Mahkemece; re&#8217;sen araştırma yapılabileceği de gözetilerek, Türk Medeni Kanununun 406. maddesinde yer alan hususlar yönünden kısıtlanması istenilen&#8230;&#8217;in mevcut malvarlığının tespiti, tapuda devrettiği iddia edilen taşınmazın tapu bilgileri taraflardan sorularak satış bedelinin gerçek değerinin altında olup olmadığı ve banka hesap hareketlerini gösterir kayıtların getirtilerek olağanüstü harcama bulunup bulunmadığı böyle bir devir mevcutsa bu tasarrufların kendisini veya ailesini darlık ve yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açıp açmadığı Yargıtay denetimine imkan verecek şekilde tespit edilmesi için re&#8217;sen ve tarafların gösterecekleri delillerin toplanıp değerlendirilmesi yapılarak oluşacak sonucuna göre öncelikle kısıtlanmasını gerektirir bir neden bulunup bulunmadığı, bulunmuyorsa Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 429. maddesi gereğince yasal danışman atanmasını gerektiren bir durum olup olmadığının belirlenmesi amacıyla rapor alınarak oluşacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile davanın reddi doğru görülmemiştir&#8230;&#8221;</em> gerekçesiyle, kısıtlanması talep edilen kimsenin koşulları varsa TMK m. 406 uyarınca kısıtlanmasına, olmadığı taktirde TMK m. 429 uyarınca yasal danışman atanıp atanmamasını gerektiren bir durum olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğine hükmetmiştir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 28/11/2017 T., 2017/3018 E.,  2017/15725 K.).</p>
<p><strong>Kısıtlama kararı verilmesi halinde tasarruf işlemleri iptal edilebilir mi?</strong></p>
<p>Türk Borçlar Kanunu m. 286/2; <em>&#8220;Bağışlamayı izleyen bir yıl içinde başlatılmış bir yargılama sonucunda bağışlayanın, savurganlığı yüzünden kısıtlanmasına karar verilirse, o bağışlama mahkemece iptal edilebilir.&#8221;</em> hükmü uyarınca bağışlayanın savurganlık nedeniyle kısıtlanmasına karar verilmesi halinde bağışlama işleminin iptaline karar verilebilir.</p>
<p>Doktrinde Günay&#8217;a göre; <em>&#8220;&#8230;Bu madde 818 sayılı Borçlar Kanununun 235.maddesini kısmen karşılamaktadır. Yasanın iki fıkradan oluşan bu maddesinde, bağışlayanın bağışlama ehliyeti düzenlenmektedir. Gerçekten fiil ehliyetine sahip olan herkes bağışlama yapabilir. Ancak eşler arasındaki mal rejiminden veya miras hukukundan doğan sınırlamalar saklıdır. Öte yandan bağışlamayı yapanın savurganlığı (müsrifliği) yüzünden bağışlamayı izleyen bir yıl içinde başlatılmış bir yargılama sonucunda bağışlayanın, bu nedenle kısıtlanmasına karar verilirse, o bağışlama mahkemece iptal edilebilir&#8230;.Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 235.maddesinin son fıkrasında kullanılan &#8220;sulh mahkemesince&#8221; şeklindeki ibare, &#8220;mahkemece&#8221; şeklinde değiştirilmiştir. Burada, &#8220;mahkeme&#8221; sözcüğünden anlaşılması gereken vesayet makamıdır&#8230;&#8221; </em>yönündeki görüşü ile madde hükmüne açıklık getirmektedir (Prof. Dr. Cevdet İlhan Günay, Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Yetkin Basımevi, 2015, s. 908-909).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/kotu-yonetim-ve-savurganlik-nedeniyle-kisitlama/">Kötü Yönetim ve Savurganlık Nedeniyle Kısıtlama</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anlaşmalı Boşanma Nedir?</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/anlasmali-bosanma-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Nov 2025 08:32:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Boşanma Davaları]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşma boşanmasında olaylar anlatılır mı]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmalı boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmalı boşanma davası]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmalı boşanma davası dava masrafları]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmalı boşanma nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmalı boşanma süreci]]></category>
		<category><![CDATA[anlaşmalı boşanmada dava dilekçesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=990</guid>

					<description><![CDATA[<p>Taraflar arasındaki evlilik birliğinin sona erme şekillerinden biri olan boşanma davası; çekişmeli olabileceği gibi tarafların boşanma ve ferileri hususunda anlaşmaları halinde, anlaşmalı olarak da görülebilmektedir.&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/anlasmali-bosanma-nedir/">Anlaşmalı Boşanma Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Taraflar arasındaki evlilik birliğinin sona erme şekillerinden biri olan boşanma davası; çekişmeli olabileceği gibi tarafların boşanma ve ferileri hususunda anlaşmaları halinde, anlaşmalı olarak da görülebilmektedir.</p>
<p>Türk Medeni Kanunu 166/3.maddesi “<em>Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz</em>.” Düzenlemesine haizdir.</p>
<p>Buna göre taraflar arasındaki evlilik birliğinin en az bir yıl sürmüş olması halinde anlaşarak boşanmaları mümkündür. Anlaşmalı olarak boşanmak için taraflar arasında anlaşılan hususlara dair bir protokolün taraflarca imzalanması gerekmektedir. Protokolün düzenlenmesi ve taraflarca imzalanması anlaşmalı boşanmanın gerçekleştiği anlamına gelmeyecektir. Kanunun açık düzenlemesinden de anlaşıldığı üzere tarafların duruşmada bizzat anlaşmalı boşanma protokolüne uygun şekilde boşanmak istediklerini ifade etmeleri gerekmektedir. Bu kanunun aradığı bir zorunluluk olup tarafların avukatı olsa bile duruşmaya bizzat katılmaları gerekmektedir.</p>
<p>Anlaşmalı boşanma protokolü ile tarafların boşanmalarının yanı sıra, müşterek çocuklarının bulunması halinde müşterek çocuğun velayetinin kime verileceği, velayeti verilmeyen tarafla kurulacak kişisel ilişki, müşterek çocuğa hükmedilecek iştirak nafakası, tarafların birbirlerinden yoksulluk nafakası talebinin olup olmadığı hususları düzenlenebilir. Bunlarla birlikte tarafların birbirlerinden maddi tazminat ve manevi tazminat taleplerinin olup olmadığına ilişkin hususlar da anlaşmalı boşanma protokolünde ayrıca düzenlenmelidir.</p>
<p>Anlaşmalı boşanma protokolü ile taraflar arasındaki evlilik birliği içerisinde edinilmiş malların tasfiye edilmesi de mümkündür. Buna göre taraflar evlilik birliği içerisinde edindikleri ve aralarında nasıl paylaşılacağına serbestçe karar verebilirler.</p>
<p>Anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli boşanma davalarına nazaran daha kısa sürmektedir. Taraflar, çekişmeli boşanma davasında birbirlerine kusur isnat etmeleri gerektiği için boşanmaya neden olan olayları bir kere daha anlatmak zorundadırlar. Bu da kötü olayları yeniden hatırlamaları anlamına gelmektedir. Ancak anlaşmalı boşanma davasında taraflar, boşanmaya neden olan olayları anlatmak zorunda değildir. Sadece anlaştıkları hususlara ilişkin olarak bir protokol hazırlamaları yeterlidir. Bu niteliği itibariyle de anlaşmalı boşanma taraflar için daha az yıpratıcıdır. Çekişmeli boşanma davasında yargılama aşamalarında mahkemece talep edilen gider avansları değişkenlik göstermekte olup mahkemece talep edilmesi halinde taraflar dava açılış masraflarından daha fazla para yatırmak durumunda kalmaktadır. Anlaşmalı boşanmalarda ise dava açılış masrafları dışında başkaca bir masraf talep edilmemektedir.</p>
<p><strong>Av. Ceren Özalp</strong></p>
<p><strong>Ankara Barosu</strong></p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/anlasmali-bosanma-nedir/">Anlaşmalı Boşanma Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yoksulluk Nafakası Nedir?</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/yoksulluk-nafakasi-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Oct 2025 14:45:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Nafaka Davaları]]></category>
		<category><![CDATA[Asgari ücretle çalışmak nafakaya engel midir?]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanmayı sağlamak için ekonomik durumunun üstünde nafakanın kabulü]]></category>
		<category><![CDATA[nafaka davası]]></category>
		<category><![CDATA[nafaka davasında gelir ispatı]]></category>
		<category><![CDATA[nafaka neye göre belirlenir]]></category>
		<category><![CDATA[Tarafların ekonomik durumunun değiştiğinden bahisle yoksulluk nafakasının azaltılması/kaldırılması talep edilebilir mi?]]></category>
		<category><![CDATA[tedbir nafakası]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk nafakası]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk nafakası ile tedbir nafakası arasındaki fark]]></category>
		<category><![CDATA[Yoksulluk nafakası miktarı nasıl tespit edilir?]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk nafakasının artırılması davası]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk nafakasının azaltılması davası]]></category>
		<category><![CDATA[yoksulluk nafakasının kaldırılması davası]]></category>
		<category><![CDATA[yoksuuluk nafakasının kaldırılması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=972</guid>

					<description><![CDATA[<p>*Bu yazı Av. Ceren Özalp tarafından kaleme alınmıştır. Taraflar arasındaki evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesinin ekonomik sonuçlarından biri de yoksulluk nafakasıdır. Türk Medeni Kanunu’nun&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/yoksulluk-nafakasi-nedir/">Yoksulluk Nafakası Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>*Bu yazı Av. Ceren Özalp tarafından kaleme alınmıştır.</strong></em></p>
<p>Taraflar arasındaki evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesinin ekonomik sonuçlarından biri de yoksulluk nafakasıdır.</p>
<p>Türk Medeni Kanunu’nun 175.maddesi ile <em>“Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.”</em> düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre taraflardan biri boşanma ile yoksulluğa düşeceğini iddia eder ve ispatlarsa nafaka ödeyecek taraftan daha ağır kusurlu olmamak kaydıyla ve yine nafaka ödeyecek olanın ekonomik gücü oranında yoksulluk nafakası talep edebilecektir.</p>
<p><strong>Tedbir nafakası ile yoksulluk nafakası arasındaki fark nedir?</strong></p>
<p>Taraflar arasındaki boşanma davası devam ederken taraflardan birinin ekonomik ihtiyaçlarının karşılanması noktasında hükmedilen nafakaya ise tedbir nafakası denmektedir. Yoksulluk nafakası taraflar arasındaki boşanma kararının kesinleşmesinden sonra geçerlidir.</p>
<p><strong>Yoksulluk nafakası miktarı nasıl tespit edilir?</strong></p>
<p>Yoksulluk nafakasının belirlenmesinde tarafların belgelendirilebilir gelirleri önem taşımaktadır. Nafaka alacaklısı, nafaka yükümlüsünün gelirinin beyan ettiğinden daha fazla olduğunu iddia ediyor ise bu iddiasını banka kayıtları, kredi kartı hesap özetleri, yıl içerisindeki tatil sıklığı, yurt dışı giriş çıkış kayıtları ile yurt içi konaklama kayıtları, sosyal yaşantısında sık sık gittiği yerler gibi delillerle de ispatlayabilir. Özellikle ticaretle uğraşan taraflardan birinin belgelendirilebilir gelirini ispatlamak düzenli maaş alarak çalışan birine nazaran daha zor olduğundan diğer delillerle gelir durumunu ispatlamak önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>Tarafların ekonomik durumunun değiştiğinden bahisle yoksulluk nafakasının azaltılması/kaldırılması talep edilebilir mi?</strong></p>
<p>Türk Medeni Kanunu 176/4.maddesi ile <em>“Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.”</em> düzenlemesine yer verilmiştir. Yasal düzenleme ile yoksulluk nafakasının kaldırılabileceği düzenlenmemiş ise de uygulamada yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmesi mümkündür.</p>
<p>Yoksulluk nafakasının mahkeme kararıyla sona erme hallerinden biri de tarafların ekonomik durumlarında meydana gelen değişme nedeniyle yoksulluk nafakasının kaldırılması davasında hakim yoksulluk nafakasının azaltılmasına karar verebilir. Ancak yoksulluk nafakasının azaltılması davasında nafakanın kaldırılmasına karar veremez.</p>
<p><strong>Asgari ücretle çalışmak nafakaya engel midir?</strong></p>
<p>Yargıtay&#8217;ın yerleşik kararlarında da;<strong> “asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması”</strong> yoksulluk nafakasının bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemektedir. ( <a href="https://kazanci.com.tr/gunluk/hgk-1998-2-656.htm">H.G.K 07.10.1998 gün ve 1998/2-656</a>-688 sayılı kararı, 26.12.2001 gün ve 2001/2-1158-1185 sayılı kararı, 01.08.2002 gün ve 2002/2-397-339 sayılı kararı, 28.02.2007 gün ve 2007/3-84-95 sayılı kararı )</p>
<p>Yargutay bir kararında <em>“…Dosyadaki bilgi ve belgelerden; tarafların . karar sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıkları, davalı için 500 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiği ve kararın 25/06/2012 tarihinde kesinleştiği; davacının sanayi sitesinde kendi işinde oto tamiri yaptığı, aylık 2.500 TL geliri olduğu, 550 TL kira ödediği, yeniden evlendiği ve bir çocuğunun daha olduğu; davalının ise fabrikada işçi olarak çalıştığı, . kayıtlarına göre 2.271 TL maaşı olduğu, boşandığı davacıdan toplam 1500 TL yoksulluk ve iştirak nafakası aldığı, kira ödemediği, annesinin yanında yaşadığı anlaşılmaktadır.  Her ne kadar mahkemece; davalı kadının Novamed isimli bir serum fabrikasında sigortalı olarak işe başladığı, iki yıldır bu şirkette çalıştığı, . kayıtlarına göre en son aldığı ücretin 2.271,87 TL olduğu, almış olduğu ücretin asgari ücretin çok üstünde bulunduğu ve çalışması nedeniyle davalının yoksulluğunun ortadan kalktığı sabit olduğu gerekçe gösterilerek davalı lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş ise de; davalının çalışmaya başladığı iş, her an için sona erdirilebilecek bir iş olup, sabit ve güvenceli bir iş değildir. Nitekim davalının söz konusu işte sigortalı olarak çalışmakta olduğu dosya kapsamına yansıyan belgeler ile sabittir. Geçici işlerde çalışmak yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerektirmez. Davalının günümüz ekonomik koşullarında aldığı nafaka ile geçinmesi mümkün olmadığına göre; işe girip çalışması zorunluluk arz etmektedir. Hal böyle olunca mahkemece; davalının çalıştığı işin sabit ve güvenceli bir iş olmadığı ve her an için sona erdirilebileceği de dikkate alınmak suretiyle, elde ettiği gelirin yoksulluk durumunu ortadan kaldırmayacağı ancak çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince, nafakanın kaldırılması isteminin aynı zamanda nafakanın azaltılması istemini de kapsadığı ve davalının aylık düzenli olarak elde ettiği gelirin mali durumunu olumlu yönde değiştirdiği göz önünde bulundurularak, nafaka miktarında indirim yapılması hususu üzerinde durularak bir karar verilmesi gerekirken,”</em> gerekçesi ile nafaka alacaklısının sadece çalışmaya başladığından bahisle nafakanın kaldırılamayacağı, işin sabit ve güvenceli bir iş olmaması nedeniyle her an sona erdirebileceği mümkün iken yoksulluk nafakasının kaldırılmasının mümkün olmadığı, şartları varsa indirilmesine karar verileceğine hükmetmiştir. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2016/9901E. 2017/386K. 19/01/2017T.)</p>
<p><strong> Boşanmayı sağlamak için ekonomik durumunun üstünde nafakanın kabulü</strong></p>
<p>Tarafların anlaşmalı boşanmaları halinde nafaka yükümlüsünün sırf boşanmayı sağlayabilmek için ekonomik durumunun üzerinde nafakayı ödemeyi kabul etmesi de olasıdır. Nafaka yükümlüsü anlaşmalı boşanmayı sağladıktan sonra tarafların ekonomik durumlarında olağan dışı bir değişimin yaşanmamasına rağmen yoksulluk nafakasının kaldırılması ya da azaltılması talebinde bulunması halinde mahkemece bu talebin reddine karar verilmesi gerekmektedir. Zira Yargıtay da pek çok kararında bu talebin iyiniyet kurallarıyla bağdaşmayacağından yoksulluk nakafasının kaldırılması talebinin reddine karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.</p>
<p>Yargıtay bir kararında <em>“…Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen ya da karşı tarafın mali durumunun iyi olduğunu ve geçinmek için nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz. Çünkü kendi kusuru (basiretsizliği vb.) ile mali imkanlarını zorlayan tarafın MK.nun 2.maddesinden yararlanması söz konusu olamaz.Ancak, Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesi gerekebilir.</em></p>
<p><em>Hal böyle olunca, somut olaya dönüldüğünde; her ne kadar davalı kadının boşanma kararının kesinleşmesi sonrasında çalışmaya başlayarak asgari ücret miktarı üzerinde bir geliri olduğu saptanmış ise de; davalı kadının tarafların anlaşmalı olarak boşandıkları tarih ve öncesinde de çalıştığının anlaşılması ve bu duruma karşın davacının sırf boşanmayı sağlayabilmek için taraflar arasındaki protokol doğrultusunda yoksulluk nafakası ödemeyi kabul etmesi sonrasında aradan geçen çok kısa süre içerisinde eldeki davanın açılması karşısında, söz konusu talebin iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmayacağı hususu değerlendirilmeden, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.”</em> gerekçesi ile tarafların anlaşmalı boşanmalarından önce de sonra da geliri bulunan taraf lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının aradan geçen kısa süreden sonra kaldırılmasının istenilemeyeceğine hükmetmiştir. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2016/7535E. 2016/10920K. 19/09/2016T. )</p>
<p>Yargıtay başka bir kararında <em>“…Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak, sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arzeder.</em></p>
<p><em>Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz.</em></p>
<p><em>Ancak, Borçlar Kanunu’nun 19. ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesi gerekebilir. O nedenle, işlem temelinin çökmesi veya tarafların mali durumlarının değişmesi irat şeklinde ödenmesine karar verilen nafakanın kaldırılmasını veya yeniden belirlenmesini gerektirebilir.</em></p>
<p><em>Somut olayda taraflar, 22.08.2013 tarihinde anlaşmalı olarak boşanmışlar, kadına 250 TL yoksulluk nafakası, ortak çocuk …..’ye 250 TL iştirk nafakasına hükmedilmiş, kararın eki sayılan protokolün 7. maddesinde ise kadının yakıt giderleri ile ortak çocuk …..’nin eğitim giderlerinin davacı tarafından karşılanmasına karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir. Davalı kadın boşanma davası öncesinde olduğu gibi çalışmaya devam etmekte olup, davacı erkeğin ise ekonomik durumunda ise olağanüstü bir değişiklik meydana gelmemiştir. Davacı erkeğin ekonomik ve sosyal durumundaki kısmi değişiklik yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerektirmez&#8230;&#8221;</em> gerekçesi ile sırf boşanmayı sağlamak amacıyla kabul edilen yoksulluk nafakasının tarafların gelir durumunda olağandışı bir değişiklik yaşanmadığı sürece kaldırılamayacağına hükmetmiştir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/2282-8150 sayılı 04.07.2019 T.kararı)</p>
<p><em><strong>Av. Ceren Özalp</strong></em></p>
<p><em><strong>Ankara Barosu</strong></em></p>
<p><em><strong>avcerenozalp@gmail.com</strong></em></p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/yoksulluk-nafakasi-nedir/">Yoksulluk Nafakası Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zina Hukuki Sebebine Dayalı Boşanma Davası</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/zina-hukuki-sebebine-dayali-bosanma-davasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2025 07:05:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Boşanma Davaları]]></category>
		<category><![CDATA[aldatma nedeniyle boşanma davası]]></category>
		<category><![CDATA[eşim başka biriyle otelde kaldı]]></category>
		<category><![CDATA[eşim beni aldayor boşanma davası açabilir miyim]]></category>
		<category><![CDATA[mahkeme mesajları isteyebilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[mahkeme otel kaydı ister mi]]></category>
		<category><![CDATA[mahkeme telefon kayıtlarını ister mi]]></category>
		<category><![CDATA[otel kayıtları nereden istenir]]></category>
		<category><![CDATA[zina]]></category>
		<category><![CDATA[zina nasıl ispatlanır]]></category>
		<category><![CDATA[zina nedeniyle boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[zinanın ispatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=957</guid>

					<description><![CDATA[<p>*Bu yazı Av. Ceren Özalp tarafından kaleme alınmıştır. Türk Medeni Kanunu genel boşanma sebeplerinin neler olduğunu tek tek saymamış ise de bazı özel boşanma sebepleri&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/zina-hukuki-sebebine-dayali-bosanma-davasi/">Zina Hukuki Sebebine Dayalı Boşanma Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>*Bu yazı Av. Ceren Özalp tarafından kaleme alınmıştır.</em></strong></p>
<p>Türk Medeni Kanunu genel boşanma sebeplerinin neler olduğunu tek tek saymamış ise de bazı özel boşanma sebepleri ile buna bağlanan sonuçların neler olduğunu özel olarak düzenlemiştir. Bunlardan ilki TMK 161.maddesi ile düzenlenen zina olup <em>“eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir”</em> şeklindedir.</p>
<p>Zina hukuki sebebine dayalı olarak açılan davada zinanın ispatlanması halinde ayrıca kusur araştırması yapılmayacağından zina mutlak ve özel boşanma nedenidir.</p>
<p>Zina eşlerin, evlilik birliğinden kaynaklanan sadakat yükümlülüklerine aykırı davranması sonucu gerçekleşmektedir. Eşler arasındaki evlilik birlikteliğinden kaynaklanan sadakat yükümlülüğü evlilik akdinin gerçekleşmesi ile başlayıp taraflar arasındaki boşanma kararının kesinleşmesi ile son bulur. Bu sebeple taraflar arasında devam eden boşanma yargılamasında da eşler birbirlerine sadık kalmak zorundadırlar. Boşanma davası devam ederken eşlerden birinin zina ettiğinin öğrenilmesi halinde ise yeni bir dava açılabilir. Zina hukuki sebebine dayalı olarak açılan boşanma davası, devam eden boşanma davası ile birleştirilerek görülecektir.</p>
<p><strong>Zinanın ispatı</strong></p>
<p>Zinanın ispatlanabilmesi için cinsi münasebetin gerçekleştiğinin kesin veya güçlü delillerle ortaya konması gerekecektir. Yargıtay’a göre otel kayıtları cinsi münasebetin gerçekleştiğinin kesin ve güçlü delili olarak kabul edilmekte olup eşlerden birinin karşı cinsle aynı odada kalması halinde zinanın gerçekleştiği kabul edilmektedir.</p>
<p>Yargıtay bir kararında<em> “…diğer taraftan davalı karşı davacı kadının öncelikle zina nedeniyle boşanma talep ettiği, getirtilen otel kayıtlarına göre 28.11.2019 tarihinde davacı karşı davalı erkeğin Kadıköy &#8230; Otel, 204 nolu odaya Özbekistan uyruklu bir kadın ile birlikte giriş yaptığı, aynı kadınla 29.11.2019 tarihinde saat 10:42&#8217;de çıkış kayıtlarının bulunduğu, yine önceye ilişkin de otel kayıtlarının bulunduğu ve zinaya delalet ettiği, yine tanık &#8230;&#8217;ın erkeğin dini nikahlı olarak bir birlikteliğinin devam ettiğini beyan ettiği, zina bakımından hak düşürücü süre öngörülmekle birlikte davalı-karşı davacı kadının dilekçesinde dava açıldıktan sonra çevresindeki kişilerden erkeğin aldatma eylemlerine devam ettiğini öğrendiğini belirttiği, öğrenmeden sonra hak düşürücü sürenin geçtiğinin davacı-karşı davalı tarafından da iddia ve ispat edilmediği, otel kaydı tarihleri itibariyle 5 yıllık sürenin de karşı dava tarihi itibariyle geçmemiş olduğu, bu halde karşı davacı kadının özel boşanma nedenine dayalı davasının ispatlandığı ve süresinde ikame edildiği,…”</em> gerekçesi eşlerden birinin karşı cinsten biriyle otelde aynı odada kalmasını zinanın varlığı için yeterli kabul etmiştir. (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/314E. 2024/7507K. 16/10/2024T.)</p>
<p><strong>Zina nedeniyle boşanma davasının ne sürede açılması gerekir?</strong></p>
<p>Zina hukuki sebebine dayalı olarak tarafların boşanmalarına karar verilebilmesi için zinanın öğrenildiği tarihten 6 aylık hak düşürücü süre içerisinde davanın açılması gerekmektedir. Her halde eylemin üzerinden beş yıl geçmişse zina hukuki sebebine dayalı olarak tarafların boşanmalarına karar verilmeyecektir.</p>
<p>Zina eyleminin gerçekleştiğini bilmesine ya da öğrenmesine rağmen evlilik birliğini sürdürmek amacıyla taraflar bir arada yaşamaya devam etmişlerse de dava hakkı düşecektir.</p>
<p><strong>Zina nedeniyle açılan davada mahkeme otel kayıtlarını, uçuş kayıtlarını, arama ve mesaj kayıtlarını isteyebilir mi?</strong></p>
<p>Zina hukuki sebebine dayalı olarak açılan boşanma davalarında cinsi münasebetin gerçekleştiğinin kesin ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerektiğine değinmiştir. Otel kayıtları bu kesin ve güçlü delillerden biridir. Bu kapsamda yargılama esnasında zina yapıldığı düşünülen otel Jandarma sınırları içerisinde ise Jandarma’dan Emniyet Genel Müdürlüğü sınırları içerisinde ise bağlı bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü’nden zina yapan eşin hangi tarihlerde kimle birlikte aynı odada kaldığının tespitti mümkündür.</p>
<p>Zina yaptığını düşünülen eşin yurt dışı giriş çıkış kayıtları ile yurt içi ve yurt dışı uçuş kayıtlarının ve kiminle uçtuğunun da delil olarak dayanılarak toplanması mümkündür.</p>
<p>Mahkemece SMS içeriklerinin ilgili operatörden istenilmesi mümkün olmamakta ise de arama kayıtlarının istenilmesi mümkündür. Bu kapsamda zina yapan eşin, uygunsuz saatlerde ve uzun süreli konuşmalarının tespit edilmesi de mümkündür. Sadece telefonda görüşülmüş olması Yargıtay tarafından zina olarak kabul edilmemekte olup güven sarsıcı davranış olarak nitelendirilmektedir.</p>
<p><strong>Zinanın mal rejiminin tasfiyesi davası üzerindeki etkisi</strong></p>
<p>Tarafların zina hukuki sebebine dayalı olarak boşanmalarına karar verilmesi maddi ve manevi tazminat miktarlarının daha yüksek belirlenmesini sağlayabilmektedir. Ayrıca eşler arasında görülecek mal rejiminin tasfiyesi ve alacak talepli davada zina yapan eşin pay oranının azaltılmasına ya da kaldırılmasına karar verilebilecektir.</p>
<p><em><strong>Av. Ceren Özalp</strong></em></p>
<p><em><strong>Ankara Barosu</strong></em></p>
<p><em><strong>avcerenozalp@gmail.com</strong></em></p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/zina-hukuki-sebebine-dayali-bosanma-davasi/">Zina Hukuki Sebebine Dayalı Boşanma Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Olur?</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/bosanmada-mal-paylasimi-nasil-olur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 Oct 2025 13:01:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mal Rejimi Davaları]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmada mal kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmada mal paylaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmada mal paylaşımı davası]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmada mal paylaşımı nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmada mal paylaşımı yarı yarıya mı]]></category>
		<category><![CDATA[edinilmiş mallara katılma]]></category>
		<category><![CDATA[edinilmiş mallara katılma rejimi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[mal rejimi]]></category>
		<category><![CDATA[mal rejimi davası nedir]]></category>
		<category><![CDATA[mal rejimi ne demek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=951</guid>

					<description><![CDATA[<p>*Bu yazı Av. Ceren Özalp tarafından kaleme alınmıştır Evlilik hukukunda eşler arasındaki mali ilişkilere dair düzenlemelerin bir kısmı Türk Medeni Kanunu’nun mal rejimine ilişkin bölümünde&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/bosanmada-mal-paylasimi-nasil-olur/">Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>*Bu yazı Av. Ceren Özalp tarafından kaleme alınmıştır</em></strong></p>
<p>Evlilik hukukunda eşler arasındaki mali ilişkilere dair düzenlemelerin bir kısmı Türk Medeni Kanunu’nun mal rejimine ilişkin bölümünde düzenlenmiştir. Buna göre evlilik akdinin gerçekleştirilmesi ile eşler arasındaki evlilik birliği kurulacağından mal rejiminin başlangıcı da bu tarih olacaktır.</p>
<p><strong>Mal paylaşımında evlilik tarihi önemli midir?</strong></p>
<p>Türk Medeni Kanunu’nda 01.01.2002 tarihinde yapılan düzenleme ile eşler arasında başkaca bir mal rejimi seçilmediği takdirde evlenme ile uygulanacak olan yasal mal rejiminin edinilmiş mallara katılma rejimi olacağı düzenlenmiştir. 01.01.2002 tarihinden önce evlenen çiftler arasında ise mal ayrılığı rejimi geçerliydi. Yasa koyucu 01.01.2002 tarihinde yasal mal rejiminde yapılan değişiklik ile 01.01.2002 tarihinden önce evli olup yeni mal rejiminin mevcut mal rejimi olarak uygulanmasını isteyen eşlere bir seferliğe mahsus olmak üzere seçimlik hak tanımıştır. Buna göre 01.01.2002 tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde eşler yeni bir mal rejimi belirleyebilecek veya evlilik tarihlerinin başından itibaren edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanmasını isteyebilecekti. Bu süre 01.01.2003 tarihi itibariyle dolmuştur.</p>
<p>01.01.2002 tarihinden önce evli olup 01.01.2003 tarihine kadar başkaca bir mal rejimi seçilmediği yahut edinilmiş mallara katılma rejiminin evliliğin başından itibaren uygulanmasının talep edilmediği durumlarda; evlilik tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, 01.01.2002 tarihinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanacaktır.</p>
<p><strong>Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi Nedir?</strong></p>
<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun eşler arasındaki mal rejimine ilişkin genel hükümleri başlıklı 202.maddesinde <em>“Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.”</em> düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre eşler başkaca bir mal rejimini seçmedikleri takdirde aralarındaki yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimi olarak belirlenecektir.</p>
<p>Edinilmiş mallara katılma rejimi ise edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsamaktadır (TMK md.218).</p>
<p>Edinilmiş mallar kanunda çalışma karşılığı olan edinimler, sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, kişisel malların gelirleri, edinilmiş malların yerine geçen değerler olarak sınırlı şekilde sayılmıştır.</p>
<p><strong>Mal paylaşımına konu olmayacak kişisel mallar nedir?</strong></p>
<p>Kişisel mallar ise eşlerden yalnız birinin kullanımına yarayan eşya, mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen malvarlığı değerleri, manevi tazminat alacakları ve kişisel mallar yerine geçen değerler olarak sınırlı şekilde sayılmıştır.</p>
<p><strong>Mal rejimi ne zaman sona erer?</strong></p>
<p>Eşler arasındaki mal rejimi başlangıcı evlenme tarihi olup sona ermesi ise eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulü ile mümkündür. Görece daha az yaygın olan bir başka sona erme hali ise mahkemece evliliğin iptaline veya boşanmasına karar verilmesidir. Bu hallerde evliliğin iptali yahut boşanma talepli davanın açıldığı tarih taraflar arasındaki mal rejiminin sona erdiği tarihtir. Eşler mahkemeye başvurarak mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesini talep etmişlerse aralarındaki mal rejimi yine bu davanın açıldığı tarih itibariyle sona ermiş olacaktır.</p>
<p>Eşlerden birinin boşanma talebiyle dava açması halinde boşanma dava tarihinde mal rejimi sona ereceğinden bu tarih itibariyle adına kayıtlı taşınır, taşınmaz malvarlıkları ile banka hesaplarında bulunan para vb gibi değerlerin niteliğine göre dava konusu edilmesi mümkündür.</p>
<p><strong>Av. Ceren Özalp</strong></p>
<p><strong>Ankara Barosu</strong></p>
<p><strong>avcerenozalp@gmail.com</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/bosanmada-mal-paylasimi-nasil-olur/">Boşanmada Mal Paylaşımı Nasıl Olur?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boşanma Davası ve Genel Boşanma Nedenleri</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/bosanma-davasi-ve-genel-bosanma-nedenleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 09:11:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Boşanma Davaları]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davası]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davası tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davası velayet]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davasında ispat]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davasında kusur tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davasında maddi tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davasında manevi tazminat]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel şiddet boşanma nedeni midir]]></category>
		<category><![CDATA[ekonomik şiddet boşanma nedeni midir]]></category>
		<category><![CDATA[eşin bir başkasıyla yazışması boşanma nedeni midir]]></category>
		<category><![CDATA[genel boşanma nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[genel boşanma nedenleri nelerdir]]></category>
		<category><![CDATA[güven sarsıcı davranış]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[türk medeni kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarafların evlilik birliğinin sona ermesi ancak mahkeme kararı ile mümkündür. Mahkeme kararı ile evliliğin sona erme hallerinden biri tarafların boşanmalarına karar verilmesi halinde mümkündür. Boşanma&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/bosanma-davasi-ve-genel-bosanma-nedenleri/">Boşanma Davası ve Genel Boşanma Nedenleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarafların evlilik birliğinin sona ermesi ancak mahkeme kararı ile mümkündür. Mahkeme kararı ile evliliğin sona erme hallerinden biri tarafların boşanmalarına karar verilmesi halinde mümkündür. Boşanma sebepleri ise Türk Medeni Kanunu’nun 161 ila 184 maddelerinde yer almakta olup genel ve özel boşanma sebepleri olarak iki ana gruba ayrılmıştır.</p>
<p><strong>Genel boşanma sebepleri nelerdir?</strong></p>
<p>Genel boşanma sebepleri Türk Medeni Kanunu’nun 166.maddesinde <em>“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.”</em> şeklinde düzenlenmiştir. Genel boşanma sebeplerine dayalı olarak boşanma davası açılabilmesi için evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olması gerekmektedir. Genel boşanma sebepleri kanunda sınırlı olarak sayılmadığı için her somut olay özelinde değerlendirme yapılması gerekmektedir.</p>
<p><strong>Genel boşama sebepleri neler olabilir?</strong></p>
<p>Kanunda sınırlı olarak sayılmayan genel boşanma sebepleri Yargıtay kararları ile belirlenmiştir. Eşlerden birinin olağan dışı harcamalar yapması, eşlerden birinin diğer eşin haberi olmaksızın kredi çekmesi, eşlerden birinin kişisel bakımına dikkat etmemesi, eşlerden birinin sosyal medyada karşı cinsten biriyle yazışması, eşlerden birinin güven sarsıcı davranışlarda bulunması, eşlerden birinin kök ailesi ile görüşmemesi, kök ailenin eşlerden birine hakaret etmesi halinde eşin sessiz kalması gibi olaylar örnek verilebilir.</p>
<p>Fiziksel, ekonomik, psikolojik ve cinsel şiddet de genel boşanma sebeplerindendir. Tüm bu hususlar yargılama esnasında sunulan deliler ve tanık beyanları ile ispatlanabilecektir. Fiziksel şiddet iddiasına ilişkin olarak darp raporları delil olarak kullanılabilir. Ekonomik şiddet ise eşlerden birinin diğer eşi çalıştırmaması, çalışmayan eşin zorunlu yaşamsal giderleri için diğer eşe destek olmaması, harcamalarına sürekli karışması örnek olarak gösterilebilir. Psikolojik ve cinsel şiddet ise ispatlanması zor olsa da yine yargılama esnasında ileri sürülecek deliller ve tanık beyanları ile ispatlanabilmektedir.</p>
<p><strong>Boşanma davasında kusur tespiti ve hukuki sonuçları</strong></p>
<p>Genel boşanma sebeplerine dayalı olarak boşanma davası açılması ile birlikte müşterek çocuk varsa velayet hususu, velayet sahibi olmayan eş ile müşterek çocuklar arasında kurulacak kişisel ilişki, genel boşanma sebeplerine dayalı olarak ortaya konulan iddiaların kusur ağırlığına göre maddi ve manevi tazminat da talep edilebilir.</p>
<p><strong>Örnek Yargıtay kararları</strong></p>
<p>Yargıtay bir kararında <em>“…Mahkemece belirlenen ve bölge adliye mahkemesince de kabul edilen “Eşiyle ilgilenmeyen, <strong>hamilelik ve doğum sırasında eşinin yanında olmayan,</strong> <strong>vaktinin çoğunu iş yerinde ve arkadaşlarıyla </strong></em><em><strong>geçiren, geç saatlere kadar eve gelmeyen, eşini ve kayınvalidesini eve almayan, sonrasında ise eve gelmeyen ve gelmek istemediğini bildiren, özel günlerde dahi eşinin yanında bulunmayan” erkek boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu olup</strong>, bu kusurlu davranışlar aynı zamanda davacı kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eder niteliktedir. Kusurun ağırlığı tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile hakkaniyet kuralları gözetilerek kadın yararına Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 174/2. maddesi uyarınca manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde manevi tazminat talebinin reddi doğru olmayıp…”</em> gerekçesi ile kararın bozulmasına karar vermiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2020/1277E. 2020/2521K. 03.06.2020T.).</p>
<p>Yargıtay bir başka kararında ise <strong><em>“…</em><em>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının sıklıkla alkol kullandığı, eşi ve çocuklarına ağza alınmayacak sözler söylediği, Amatem&#8217;de tedavi gördüğü, alkolü bıraktığı ancak tekrar başladığı, bir tartışma sonucu eşini ve kızı Mihriye&#8217;yi evden kovduğu, davacının iki gün teyzesinin evinde kaldığı, tarafların tekrar barıştığı ve davacının müşterek </em></strong><em><strong>eve geri döndüğü böylelikle tarafların önceki olayları affetmiş en azından hoşgörü ile karşılamış olduğu, davacı müşterek eve döndükten sonra davalının alkol almaya devam ettiği, davacının davalının babasından geçen dükkandaki hissesini satıp başka bir ev kurmayı, araba ve &#8230; almayı istemesi, davalının da çocukların okulunu bitirmesini beklemeleri gerektiğini söylemesi nedeniyle taraflar arasında anlaşmazlık yaşandığı ve davacının müşterek evi terk ettiği, böylelikle evlilik birliğinin tarafların eşit kusurlu davranışları</strong> nedeniyle temelinden sarsıldığı, davacı kadın yararına maddi ve manevî tazminat koşullarını oluşmadığına…”</em> karar vermiştir (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2023/39E. 2023/3002K. 07.06.2023T.).</p>
<p>Genel boşanma sebeplerine dayalı olarak karşı tarafa yüklenecek kusurlu davranışlardan sonra tarafların evlilik birliğini sürdürmek amacıyla bir araya gelmemesi gerekmektedir.</p>
<p><em><strong>*Bu yazı Av. Ceren Özalp tarafından kaleme alınmıştır.</strong></em></p>
<p><strong>Av. Ceren Özalp</strong></p>
<p><strong>Ankara Barosu</strong></p>
<p><strong>avcerenozalp@gmail.com</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/bosanma-davasi-ve-genel-bosanma-nedenleri/">Boşanma Davası ve Genel Boşanma Nedenleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Velayet Davalarında Çocuğun İsteğinin Dikkate Alınması</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/velayet-davalarinda-cocugun-isteginin-dikkate-alinmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2025 11:19:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Medeni Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğun velayeti]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk hakları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk haklarına ilişkin uluslararası mevzuat]]></category>
		<category><![CDATA[mahkemede çocuk dinlenilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[velayet]]></category>
		<category><![CDATA[velayet anneye mi babaya mı verilir]]></category>
		<category><![CDATA[velayet davalarında mahkeme çocuğu kime verir]]></category>
		<category><![CDATA[velayet davası]]></category>
		<category><![CDATA[velayet davasında çocuğa kimde kalmak istediği sorulur mu]]></category>
		<category><![CDATA[velayet davasında çocuğu kararı]]></category>
		<category><![CDATA[velayet davasında çocuğun görüşünün sorulması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=907</guid>

					<description><![CDATA[<p>*Bu makale Av. Deniz Sayın tarafından hazırlanmıştır Velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır. Velayet, kamu düzenini ilişkin olup bu&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/velayet-davalarinda-cocugun-isteginin-dikkate-alinmasi/">Velayet Davalarında Çocuğun İsteğinin Dikkate Alınması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>*Bu makale Av. Deniz Sayın tarafından hazırlanmıştır</strong></p>
<p>Velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır. Velayet, kamu düzenini ilişkin olup bu hususta anne ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.</p>
<p><strong>Uluslararası mevzuatta çocuk haklarına ilişkin düzenleme var mıdır?</strong></p>
<p>20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nda onaylanarak 02.09.1990 tarihinde yürürlüğe giren ve Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nce de kabul edilip 27.01.1995 gün ve 22184 sayılı Resmi gazetede yayınlanan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi&#8217;nin 12. maddesi<em> &#8220;Taraf devletler görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendilerini ilgilendiren her konuda görüşlerinin serbestçe ifade etme hakkını, bu görüşlerini çocuğun yaşı ve olgunluk derecelerine uygun olarak, gereken özen göstermek suretiyle tanırlar. Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci veya uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.&#8221;</em> hükmünü içermektedir.</p>
<p>Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi&#8217;nin<em> &#8220;Çocuğun usule ilişkin haklarından, davalarda bilgilendirme ve dava sırasında görüşünü ifade etme&#8221;</em> hakkının düzenlendiği 3. maddesinde <em>&#8220;yeterli idrake sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen bir çocuğun, bir adli merci önündeki, kendisini ilgilendiren davalarda, yararlanmayı bizzat talep edebileceği haklar verilir. Bu haklar ilgili tüm bilgileri almak, kendisine danışılmak ve kendi görüşünü ifade etmek, görüşlerinin uygulanmasının olası sonuçlarında ve her türlü kararın olası sonuçlarından bilgilendirilmektir. Adli mercilerin rolünün düzenlediği 6. maddede ise çocuğun iç hukuk tarafından yeterli idrak gücüne sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda çocuğun yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde, gerekirse kendisine veya diğer şahıs veya kurumlar vasıtasıyla, çocuk için elverişli durumlarda onun kavrayışına uygun bir tarzda çocuğa danışılmasını, çocuğun görüşünü ifade etmesine müsaade etmesini ve çocuğun ifade ettiği görüşe gereken önemin verilmesi gerektiği&#8221;</em> hükümleri yer almaktadır.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi&#8217;nin 12. Maddesinde görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuklardan; Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi ise yeterli idrake sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen çocukların kendi görüşünü ifade etme hakkı olduğu ve çocuğun yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde görüşüne itibar edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Her iki sözleşmede kaç yaşındaki çocuğun &#8220;görüşlerini oluşturma yeteneğinin&#8221; veya &#8220;yeterli idrake sahip olduğu&#8221; konusunda açık bir düzenleme yapmamışlardır. Özellikle Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi bu konuda iç hukuka atıf yapmıştır. Ülkemizde halen uygulanan yasal düzenlemelerde de açıkça kaç yaşındaki çocuğun &#8220;görüşlerini oluşturma yeteneğinin&#8221; veya &#8220;yeterli idrake sahip olduğu&#8221; konusunda bir düzenleme bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>Konuyla ilgili Doktrin görüşü</strong></p>
<p>Doktrinde Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi Eski Başkanı Ömer Uğur Gençcan; <em>&#8220;&#8230;Türkiye&#8217;nin katıldığı, onaylanarak yürürlüğe konulan 2 Mayıs 2002 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözlşemesinin 3 ve 6.maddelerine göre yeterli idrak gücüne sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen çocuğun ve ayrıca Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin m.12 hükmüne göre görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun dinlenmesi gerekir&#8230; Diğer bir deyişle boşanma davasında velayet düzenlemesi yapılırken yeterli idrak gücüne sahip çocuğun görüşü alınmalıdır.&#8221;</em> açıklamasına yer vermiştir (Ömer Uğur Gençcan, Velayet Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2015, s. 104-105).</p>
<p><strong>İç hukuk uygulamalarında çocuğun idrak gücü ve seçim hakkı</strong></p>
<p>Buna göre iç hukukta yeterli idrak gücüne sahip olduğu kabul edilen çocuk, kendisini ilgilendiren davalarda kendi görüşünü ifade etme hakkına sahiptir ve çocuğun yüksek yararına açıkça ters düşmediği takdirde çocuğun görüşünün önemsenmesi gerekmektedir. Yargıtay kararlarına göre 8 yaşındaki çocuğun durum ve koşullara göre idrak gücüne sahip olduğu ve dolayısıyla görüşüne itibar edilmesi gerektiği kabul edilmiştir.</p>
<p>Çocuğun kendisini ilgilendiren davalarda görüş bildirebilmesi için çocuğun iç hukuka göre idrak çağında olması gerekmektedir. Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi ile belli bir yaş sınırı belirlenmemiş, çocuğun idrak yaşı ülkelerin iç hukukuna bırakılmıştır. Bu konuda belli bir yaş sınırlaması getirilmesi gözetilen hukuki amaç ve çocukların üstün yararına aykırılık teşkil edecektir. Bu nedenle ülkemizde de çocuğun idrak çağı için sabit bir yaş belirlenmemiş, her olay &#8211; çocuk özelinde değerlendirilmektedir. Ancak yüzeysel bir açıklama yapmak gerekirse Türk hukuk sisteminde her ne kadar daha küçüklerin idrak çağında olduğu veya daha büyüklerin idrak çağında olmadığına karar verilebilir olsa da 8 yaş ve üzeri çocukların idrak çağında olduğuna karar verilebilmektedir. Bunun yanında çocuğun idrak çağında olduğu kabul edilse dahi çocuğun görüşünün açıkça çıkarlarına aykırılık teşkil etmesi halinde görüşlerine itibar edilmemesine karar verilebilmektedir.</p>
<p><strong>Konuyla ilgili Yargıtay içtihatları</strong></p>
<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında;<br />
<em>&#8220;&#8230;Velayetin anne ya da babaya verilmesi, daha çok çocuğu ilgilendiren, onun menfaatine ilişkin bir husus olduğuna göre, gerek yukarıda açıklanan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. maddelerinde yer alan hükümler, gerekse velayete ilişkin yasal düzenlemeler karşısında, velayeti düzenlenen çocuğun, idrak çağında olması halinde, kendisini yakından ilgilendiren bu konuda ona danışılması ve görüşünün alınması gerekir. </em><br />
<em>Somut olayda da, velayetinin değiştirilmesi talep edilen müşterek çocuk Efe, dava tarihinde 8, karar tarihinde 10, bozma kararının verildiği tarihte ise 12 yaşında olup, müşterek çocuk davanın tüm aşamalarında idrak çağındadır. İdrak çağında olan müşterek çocuğun uzmanlar tarafından alınan beyanında hem annesi hem de babası ile olmak istediğini ifade ettiği, herhangi bir tercihte bulunmadığı belirtilmiştir. 17.06.2015 tarihli raporun sonuç kısmında da küçüğün kendi arzu ve isteklerini belirleyebilecek, bunları ifade edebilecek olgunlukta olduğu, bu nedenle çocuğun beyanlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Ayrıca dosya içerisinde bulunan ve çocuğun devam ettiği okulda görevli olan rehber öğretmen tarafından tutulan 01.06.2015 tarihli raporda da, küçüğün içe dönük ve dalgın olduğu, konuşurken bacaklarını salladığı, sorulan sorulara &#8220;hı hı&#8221; gibi net olmayan, kolayca değiştirilebilen çelişkili cevaplar verdiği hususları dile getirilmiştir. </em><br />
<em>Kaldı ki, dava tarihinden itibaren küçüğün yaşadığı veya yaşamak istediği ortamı değerlendirmesine imkân verecek, dolayısıyla velayeti konusunda görüşünün alınmasını gerektirecek ölçüde uzun süre geçtiği de görülmektedir. </em><br />
<em>Açıklanan nedenlerle mahkemece yapılacak iş; yeterli idrak gücüne sahip olduğu kabul edilen çocuğa, kendisini doğrudan ilgilendiren velayet konusunda danışılarak, görüşünü gerekçeleriyle birlikte ifade etme olanağının sağlanması; ifade edeceği bu görüşün, çocuğun kendi çıkarına ters düşmediği takdirde, buna önem verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi olmalıdır.</em><br />
<em>O hâlde, aynı hususlara işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</em><br />
<em>..&#8221;</em> gerekçesiyle dava tarihinde 8, karar tarihinde 10 yaşında olan çocuğun idrak yaşında olduğuna ve görüşünün dikkate alınması gerektiğine karar verilmiştir (Yargıtay HGK 2017/3117E., 2018/1278K., 27/06/2018).</p>
<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında;<br />
<em>&#8220;&#8230; Velayetin anne ya da babaya verilmesi, daha çok çocuğu ilgilendiren, onun menfaatine ilişkin bir husus olduğuna göre, gerek yukarıda açıklanan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. maddelerinde yer alan hükümler, gerekse velayete ilişkin yasal düzenlemeler karşısında, velayeti düzenlenen çocuğun, idrak çağında olması hâlinde, kendisini yakından ilgilendiren bu konuda ona danışılması ve görüşünün alınması gerekir.</em><br />
<em>Somut olayda da, 2008 doğumlu olan müşterek çocuk &#8230;. dava tarihinde 5 yaşında olmakla birlikte inceleme tarihi itibariyle 10 yaşında olup hâli hazırda idrak çağındadır. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; yeterli idrak gücüne sahip olduğu kabul edilen çocuğa, kendisini doğrudan ilgilendiren velayet konusunda danışılarak, görüşünü gerekçeleriyle birlikte ifade etme olanağının sağlanması; ifade edeceği bu görüşün, çocuğun kendi çıkarına ters düşmediği takdirde, buna önem verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi&#8230;&#8221;</em> gerekçesiyle temyiz incelemesi tarihinde 10 yaşında olan çocuğun idrak çağında olduğuna ve görüşünün alınmadan karar verilmeyeceğini kabul etmiştir (YArgıtay HGK 2017/483E., 2018/1356K., 27/09/2018).</p>
<p><strong>Av. Deniz Sayın</strong></p>
<p><strong>Ankara Barosu</strong></p>
<p><strong>denizsayin07@gmail.com</strong></p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/velayet-davalarinda-cocugun-isteginin-dikkate-alinmasi/">Velayet Davalarında Çocuğun İsteğinin Dikkate Alınması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anayasa Mahkemesi’nin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Boşanma Nedenlerini Arasında Sayılan m.166/4 Hükmünün İptali Kararı Üzerine Bir Değerlendirme</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/anayasa-mahkemesinin-4721-sayili-turk-medeni-kanununun-bosanma-nedenlerini-arasinda-sayilan-m-166-4-hukmunun-iptali-karari-uzerine-bir-degerlendirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Apr 2024 12:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Boşanma Davaları]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara avukat]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davası avukatı ankara]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma davasının reddinden sonra bekleme süresi]]></category>
		<category><![CDATA[TMK m.166/4]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=615</guid>

					<description><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, 32522 sayılı ve 09/04/2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2023/116E., 2024/56K., sayılı ve 22/02/2024 tarihli kararı ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun boşanma nedenleri&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/anayasa-mahkemesinin-4721-sayili-turk-medeni-kanununun-bosanma-nedenlerini-arasinda-sayilan-m-166-4-hukmunun-iptali-karari-uzerine-bir-degerlendirme/">Anayasa Mahkemesi’nin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Boşanma Nedenlerini Arasında Sayılan m.166/4 Hükmünün İptali Kararı Üzerine Bir Değerlendirme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, 32522 sayılı ve 09/04/2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 2023/116E., 2024/56K., sayılı ve 22/02/2024 tarihli kararı ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun boşanma nedenleri arasında sayılan m. 166/4; <em>“Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir”</em> hükmünün iptaline karar vermiştir.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin bu hükmün iptal kararında, taraflar arasında görülen boşanma davasının reddedilmesi halinde ortak yaşamın kurulabilmesi için 3 yıl gibi uzun bir süre bekleme yükümlülüğü getirmesinin makul olmadığına ve ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil ettiği gerekçelerine yer verdiğini görmekteyiz.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bu karar hukuksal boşluk yaşanmaması nedeniyle dokuz ay sonra yürürlüğe girecektir. İptal kararı sonrası kanun koyucu tarafından yeniden bir düzenleme yapılarak bekleme süresinin kısaltılabileceğinin öngörülmesi mümkündür. Gerçekten da taraflar arasında boşanma davasının reddinden sonra da ortak yaşamın kurulamadığı durumlarda 3 yıl gibi bir bekleme süresinin oldukça uzun olduğunu görmekteyiz. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararında karşı oy kullanan üyeler bu bekleme süresinin Almanya ve İsviçre’de de benzer olduğunu, bu süreyi 2 yıl uygulayan ülkelerin de bulunduğunu ve bu nedenle süresinin uzun olmadığını ileri sürseler de evlilik kurumunun anılan ülkeler ile ülkemizdeki toplumsal ve kültürel pratiklerinin farklılığı da gözetildiğinde bu bekleme süresinin uzun olduğu yönündeki Anayasa Mahkemesi kararının yerinde bir karar olduğu yönünde değerlendirme yapmaktayız.</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/anayasa-mahkemesinin-4721-sayili-turk-medeni-kanununun-bosanma-nedenlerini-arasinda-sayilan-m-166-4-hukmunun-iptali-karari-uzerine-bir-degerlendirme/">Anayasa Mahkemesi’nin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Boşanma Nedenlerini Arasında Sayılan m.166/4 Hükmünün İptali Kararı Üzerine Bir Değerlendirme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
