<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İdare Hukuku arşivleri - Avukat İlker Urlu</title>
	<atom:link href="https://www.ilkerurlu.av.tr/category/hukuki-yazilar/idare-hukuku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/category/hukuki-yazilar/idare-hukuku/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 Jan 2026 12:47:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://www.ilkerurlu.av.tr/wp-content/uploads/2024/03/iulogo-3-150x150.png</url>
	<title>İdare Hukuku arşivleri - Avukat İlker Urlu</title>
	<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/category/hukuki-yazilar/idare-hukuku/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bölümde Öğrencinin Bulunmaması Gerekçesiyle Akademik Personelin Görev Süresinin Uzatılmaması</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/bolumde-ogrencinin-bulunmamasi-gerekcesiyle-akademik-personelin-gorev-suresinin-uzatilmamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2026 12:47:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yükseköğretim Davaları]]></category>
		<category><![CDATA[akademik personel]]></category>
		<category><![CDATA[akademik personel görev süresi]]></category>
		<category><![CDATA[akademik personelin görev süresinin uzatılmaması]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyenin görev süresinin uzatılmamasının gerekçeleri]]></category>
		<category><![CDATA[araştırma görevlisi görev süresi]]></category>
		<category><![CDATA[bölümde öğrenci olmaması nedeniyle araştırma görevlisinin görev süresinin uzatılmaması]]></category>
		<category><![CDATA[görev süresinin uzatılmaması danıştay kararı]]></category>
		<category><![CDATA[görev süresinin uzatılmaması dava]]></category>
		<category><![CDATA[görev süresinin uzatılmamasına karşı dava]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci olmayan bölüme akademisyen istihdamı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=1042</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üniversite sayısının hızla çoğalması, yeterli planlamalar yapılmadan fazla sayıda bölümün açılması ve değişen tercihler neticesinde üniversitelerin kimi bölümlerinde öğrencinin bulunmaması gibi bir durumla giderek daha&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/bolumde-ogrencinin-bulunmamasi-gerekcesiyle-akademik-personelin-gorev-suresinin-uzatilmamasi/">Bölümde Öğrencinin Bulunmaması Gerekçesiyle Akademik Personelin Görev Süresinin Uzatılmaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Üniversite sayısının hızla çoğalması, yeterli planlamalar yapılmadan fazla sayıda bölümün açılması ve değişen tercihler neticesinde üniversitelerin kimi bölümlerinde öğrencinin bulunmaması gibi bir durumla giderek daha sık karşılaşılmaktadır. Bu durumda bölümde görev yapan akademik personelin görev süresinin uzatılıp uzatılmayacağı önemli bir sorun olarak gündeme gelmektedir.</p>
<p><strong>Bölümde öğrencinin bulunmaması gerekçesiyle görev süresi uzatılmayabilir mi?</strong></p>
<p>Danıştay İdari Dava Dairelerinin yakın tarihli bir kararında bu konunun hukuki tartışması ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Kararda araştırma görevlisi olarak çalışan davacının bölümde öğrenci bulunmaması nedeniyle görev süresinin uzatılmamasına karar verilmiştir. Davacı tarafından işlemin iptali talebiyle dava açılmış ve açılan davada idare mahkemesince <em>“…bölümde öğrenci olmamasının gerek idarenin planlamasındaki ve gerekse de öğrencilerin tercihleri sonucunda oluşan bir durum olduğu ve bu hususta davacıya atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı, nitekim davacının da kadroya alınma ve Kanun&#8217;un 33/a maddesi uyarınca alım süreci dikkate alındığında gelinen noktada sadece davacının hizmetine ihtiyaç duyulmadığı gerekçesiyle görevine son verilmesinin hukuken kabul edilebilir bir gerekçe olmadığı ve hakkaniyet kuralları ile de bağdaşmadığı…”</em> gerekçesiyle görev süresinin uzatılmaması yönündeki işlemin iptaline karar verilmiştir.</p>
<p>Karara karşı üniversite tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve idare mahkemesinin kararı hukuka uygun bulunduğundan davalı üniversitesinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>
<p>Davalı kurum tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.  Danıştay tarafından incelenen dosyada <em>“…öğrenci alımı yapılamayan bölümde akademik personel istihdamının kamu yararı ve hizmet gerekleri ile bağdaşmayacağı…”</em> gerekçesiyle Bölge İdare Mahkemesinin kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>
<p>Bölge İdare Mahkemesi Danıştay dairesinin kararına karşı direnmiş ve uyuşmazlık Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu önüne gelmiştir. Kurul’un uyuşmazlıktaki kararı Danıştay Dairesi ile uyumlu olmuştur.</p>
<p>Kurul kararında; <em>“…davacının 2012 yılında kurulan Maliye Bölümü&#8217;nde görev yaptığı dönemde (16/04/2014-16/04/2018) bölüme herhangi bir öğrenci alımı yapılmadığı, bölümde öğrenci olmaması nedeniyle davacının hizmetine ihtiyaç duyulmadığı gerekçesiyle görev süresinin uzatılmadığı görülmektedir. Bu durumda, davacının görev yaptığı bölümde eğitim gören öğrenci bulunmaması ve davacının görev süresinin uzatılmaması sonrasında bölüme yeni bir akademik personel alınmaması ve davalı idarenin takdir yetkisini kamu yararı ve hizmet gerekleri dışında subjektif nedenlerle kullandığına dair herhangi bir bilgi ve belge bulunmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalı Üniversite&#8217;de davacının hizmetine ihtiyaç duyulmadığı, öğrenci alımı yapılamayan bölümde akademik personel istihdamının kamu yararı ve hizmet gerekleri ile bağdaşmayacağı açık olup dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır…”</em> gerekçesiyle Danıştay 8. Dairesinin kararını hukuka uygun bulmuş ve bölümde öğrencinin bulunmamasını akademisyenin görev süresinin uzatılmamasına gerekçe olarak kabul edilebileceğine hükmetmiştir (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 17/04/2025T., 2024/1270 E., 2025/859 K.).</p>
<p><strong>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararı ne anlama gelmektedir?</strong></p>
<p>Kurul’un verdiği bu kararın belirlilik ilkesine aykırılık ve akademisyenin çalışma güvenliğini etkilemesi yönünden doğru olmadığı kanaatindeyiz. Esasında üniversitelerde açılacak bölümler ve istihdam edilecek akademik kadro yönünden planlama yapmak idarelerin sorumluluğundadır. Akademisyenler idarenin sürekliliği ve belirlilik ilkeleri uyarınca ilgili kadrolarda istihdam edilmektedirler. Kurul kararı ile birlikte idarenin gerçekçi değerlendirme/planlama yapmadan bölüm açılmasına ve öğrenci alımına karar vermesinin kusur sorumluluğu akademik personele yüklenmiş durumdadır. İlk derece mahkemesi kararında, davacı akademisyene disiplin cezası ya da benzeri biçimde  yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı halde ve temelde idarenin sorumluluğunda olan planlama sorunu nedeniyle akademisyenin görev süresinin uzatılmamasının hakkaniyet ile bağdaşmayacağı doğru biçimde vurgulanmıştır. Kurul kararı oy birliği ile alınmamasına rağmen emsal nitelik teşkil edeceğinden akademisyenlerin çalışma güvenliğini olumsuz etkileyeceği ve üniversitelerce gerekçe olarak sunulacağı açıktır.</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/bolumde-ogrencinin-bulunmamasi-gerekcesiyle-akademik-personelin-gorev-suresinin-uzatilmamasi/">Bölümde Öğrencinin Bulunmaması Gerekçesiyle Akademik Personelin Görev Süresinin Uzatılmaması</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Danıştay Kararları Uyarınca İdari Yargıda Mobbing Davası</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/danistay-kararlari-uyarinca-idari-yargida-mobbing-davasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 13:39:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Devlet Memuru Mobbing Davası]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen mobbing davası]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen mobbing davası örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[akademisyen mobbing davasını nerede açar]]></category>
		<category><![CDATA[devlet memuruna mobbing]]></category>
		<category><![CDATA[disiplin soruşturması mobbing midir]]></category>
		<category><![CDATA[hangi davranışlar mobbing olarak kabul edilir]]></category>
		<category><![CDATA[idari yargıda mobbing davası]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing davası]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing davası nerede açılır]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing nedir]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing örnekleri]]></category>
		<category><![CDATA[sürekli disiplin soruşturması açmakmobbing olarak kabul edilebilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[yönetici aleyhine ifade vermek]]></category>
		<category><![CDATA[yönetici aleyhine tanıklık nedeniyle disiplin soruşturması]]></category>
		<category><![CDATA[yönetici mobbing davası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=1032</guid>

					<description><![CDATA[<p>Devlet memurları koşulları oluştuğu taktirde mobbing davası açabilirler. Bu davalar idare mahkemelerinde tam yargı davası olarak açılmaktadır. Anayasa Mahkemesi kararlarında da kamu çalışanlarının mobbing davası&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/danistay-kararlari-uyarinca-idari-yargida-mobbing-davasi/">Danıştay Kararları Uyarınca İdari Yargıda Mobbing Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Devlet memurları koşulları oluştuğu taktirde <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/devlet-memurlari-mobbing-davasi-acabilir-mi/">mobbing davası</a> açabilirler. Bu davalar idare mahkemelerinde tam yargı davası olarak açılmaktadır. <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/mobbing-baglaminda-ornek-bir-anayasa-mahkemesi-kararinin-incelenmesi/">Anayasa Mahkemesi kararlarında</a> da kamu çalışanlarının mobbing davası açabilecekleri kabul edilmiştir. Kural olarak devlet memurlarının mobbing davası açması mümkünse de devlet memuru ile idare arasında yaşanan her sorunun mobbing şeklinde değerlendirilmediği de gözden kaçmamalıdır. Bu yazıda Danıştay kararlarından örnekler verilerek mobbing davası yönünden dikkate alınacak ölçütler tespit edilmeye çalışılmıştır.</p>
<p><strong>Yöneticiler hakkında yürütülen soruşturmada verdiği ifade nedeniyle memura sistematik baskı mobbing olarak kabul edilmiştir</strong></p>
<p>Danıştay verdiği bir kararında yöneticileri hakkında savcılık tarafından yürütülen soruşturmada yöneticileri aleyhine ifade veren memura yönelik işlemleri mobbing olarak kabul etmiştir.</p>
<p>Danıştay kararında; <em>“…davalı idare tarafından davacı hakkında tesis edilen işlemler ve yapılan uygulamalar, gerekse hakkında düzenlenen sağlık raporlarındaki tespitler dikkate alındığında; 27/03/2003 tarihinde davalı idarenin Tuzla&#8217;da bulunan Canlı Hayvan ve Et Borsasında göreve başlayan ve 2010 yılına kadar hiçbir olumsuz işleme muhatap olmayan davacının; davalı idarenin yöneticileri hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı dosyada yürütülen soruşturma kapsamında 04/08/2010 tarihinde ifade vermesi üzerine aynı gün davacının çalışma masasının, özel eşyalarının ve üstünün hukuksuz bir şekilde davalı kurum elemanlarınca zorla aranmasıyla başlayan süreçte, sırf bu davranışı sebebiyle davacının disiplin cezası yaptırımına tabi tutulması, daha davacının işten atılmasını gerektiren koşulların oluşmadığı bir sırada meclis toplantısında bir idareci tarafından davacının işten atılması gerektiğinin ifade edilmesi ve bu yönde tutum sergilenmesi, çok basit suçlamalarla davacının savunmasının istenilmesi, mahkeme kararlarının gerekleri şeklen yerine getirilerek aynı cezaların tekrar verilmesi, görev yeri değiştirilerek işe gidiş-gelişlerde ve iş ortamında davacının çalışma koşullarının zorlaştırılmaya çalışılması, ekonomik olarak zor durumda bırakmak için ikramiye ve yol ücreti ödemelerinin yapılmaması, eşinin doğum yapacağı bir gün önce talep ettiği yasal ve insanı nedenlerle kabulü gereken yarım gün izin dahi verilmeyerek amirine hakaret etmeye zorlanan davacının disiplin cezasına muhatap kılınması, idarenin tüm takdir haklarını davacının aleyhine kullanması, esasen disiplin cezasına dahi konu yapılamayacak aynı nitelikteki suçlamalardan dolayı tekerrür hükümleri uygulanarak iki kez &#8220;meslekten çıkarma&#8221; cezası ile cezalandırılması, sağlık özrüne dayanarak görev yerinin değiştirilmesine ilişkin makul taleplerinin reddedilmesi, memur olduğu halde hizmet sınıfının genel idare hizmetleri sınıfından, yardımcı hizmetler sınıfına alınması nedenleriyle;  aşağılanma, özgüven zedelenmesi, yalnızlaşma, kendisini değersiz hissetme, çökkün duygudurum, içe kapanma, keyifsizlik, baş ağrısı, enerji kaybı, ilgi istek kaybı, stres, uyku ve iştah azalması, konsantrasyon kaybı, depresif şikayetler, bu sebeplerle eşi ile sıkıntı yaşadığı ve intihara kalkıştığı anlaşılan davacının, davalı idarenin haksız ve sistematik baskısı sonucunda, ağır bir psikolojik tacize (mobbinge) maruz kaldığı sonucuna varıldığı…”</em> yönündeki ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle onandığı görülmektedir (Danıştay 8. Daire Başkanlığı, 12/04/2023T., 2021/7835 E.,  2023/1975 K.).</p>
<p><strong>Yıldırmak amacıyla sistematik bir biçimde disiplin cezası verilmesi mobbing olarak kabul edilmektedir</strong></p>
<p>Danıştay verdiği bir kararında da öğretim elemanına yönelik sistematik disiplin cezası işlemlerinin mobbing oluşturduğuna hükmetmiştir.</p>
<p>Danıştay kararında;<em> “…davalı idarece davacıya psikolojik taciz (mobbing) yapıldığı yönünde bir kanaat oluşmadığı belirtilerek, davacının kişilik haklarının, sosyal statüsünün saldırıya uğradığından ve dolayısıyla manevi olarak zarara uğradığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, davacının disiplin cezalarına konu eylemlerinin beşinin bölüm başkanı sıfatıyla görev yaparken bölümde görev yapan öğretim elemanlarına yönelik olarak mevzuatın hatırlatılmasına ilişkin bir takım yazdığı yazılara istinaden verildiği ve bunların çeşitli gerekçelerle hukuka aykırı oldukları tespit edilerek işlemlerin esastan iptal edildiği ve kararların Dairemizce onandığı ve davacıya 23/03/2007 tarihi ile 25/12/2008 tarihleri arasında verilen disiplin cezalarının ağırlığı ve neticeleri ile davacının konumu ve görevi de dikkate alındığında yaklaşık iki yıl gibi bir zaman dilimi içerisinde tesis edilen disiplin cezalarının, her bir işlemin davacının bir takım eylemleri sebebiyle idari zorunluluk nedeniyle vaki olan ve bu eylemlerin davalı idare tarafından gösterilen reaksiyona bağlı etki-tepki sonucunun ötesinde bir durumu ifade etmektedir. Özellikle davacı hakkında tesis edilen son disiplin cezası olan görevden çekilmiş sayılma cezasının Mahkeme kararı ile iptali sonrasında göreve dönebildiği dikkate alındığında, davalı idare tarafından kısa sayılabilecek bir süre içerisinde davacı hakkında tesis ettiği işlemler nedeniyle, davacının akademik geçmişinin, toplumdaki sosyal statüsünün, aile içerisinde ve meslektaşları arasındaki itibarının, kişilik haklarının ve buna bağlı olarak şeref ve hasiyetinin olumsuz olarak etkilendiği, davalı idarenin tesis edilen ve sonuçları itibariyle ağırlaşan disiplin işlemleri nedeniyle davalı idarenin ağır hizmet kusurunun oluştuğu açıktır…”</em> gerekçesiyle öğretim elemanının hukuka uygun dilekçe ve taleplerine karşı sistematik olarak disiplin soruşturması başlatılmasını ve bu soruşturmalar sonucunda kişinin görevinden uzaklaşmış olmasını psikolojik taciz olarak kabul etmiştir Danıştay 8. Daire Başkanlığı, 30/12/2022T., 2021/7896 E.  ,  2022/8527 K.</p>
<p>Sonuç olarak Danıştay kararlarında devlet memurlarına yönelik sistematik bir baskının varlığı halinde bu davranışların mobbing olarak kabul edilebileceği görülmektedir. Ancak her somut olay yönünden hukuki değerlendirme yapılması gerekliliğini hatırlatmak yarar vardır.</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/danistay-kararlari-uyarinca-idari-yargida-mobbing-davasi/">Danıştay Kararları Uyarınca İdari Yargıda Mobbing Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mobbing Bağlamında Örnek Bir Anayasa Mahkemesi Kararının İncelenmesi</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/mobbing-baglaminda-ornek-bir-anayasa-mahkemesi-kararinin-incelenmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Dec 2025 12:46:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Devlet Memuru Mobbing Davası]]></category>
		<category><![CDATA[amirin psikolojik şiddeti mobbing midir]]></category>
		<category><![CDATA[çalıştığım iş yerinde psikolojik baskıya uğruyorum]]></category>
		<category><![CDATA[devlet memuru mobbing davası açabilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[kurumda amire karşı mobbing davası]]></category>
		<category><![CDATA[memurun mobing davası açması]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing davası]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing nedeniyle tam yargı davası]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing nedir]]></category>
		<category><![CDATA[mobing davası]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik taciz]]></category>
		<category><![CDATA[sık sık disiplin soruşturması açılması mobbing midir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=1024</guid>

					<description><![CDATA[<p>Devlet memurları mobbing gerekçesiyle İdare Mahkemelerinde tam yargı davası açabilmektedirler. Mobbing fiilinin ispatlanması halinde de kişinin uğradığı maddi zararın bulunması halinde maddi zararların karşılanması ve&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/mobbing-baglaminda-ornek-bir-anayasa-mahkemesi-kararinin-incelenmesi/">Mobbing Bağlamında Örnek Bir Anayasa Mahkemesi Kararının İncelenmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Devlet memurları mobbing gerekçesiyle İdare Mahkemelerinde <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/devlet-memurlari-mobbing-davasi-acabilir-mi/">tam yargı davası açabilmektedirler</a>. Mobbing fiilinin ispatlanması halinde de kişinin uğradığı maddi zararın bulunması halinde maddi zararların karşılanması ve psikolojik taciz gerekçesiyle manevi tazminata hükmedilmesi mümkündür. Bu yazıda Anayasa Mahkemesinin mobbing nedeniyle açılan bir davada verdiği hak ihlali kararında kabul ettiği gerekçeler incelenecektir.</p>
<p><strong>Anayasa Mahkemesine başvurucu süreci</strong></p>
<p>Anayasa Mahkemesi 26/09/2018 tarih ve 30547 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2014/7998 nolu ve 19/07/2018 tarihli hak ihlali kararında mobbing davaları yönünden genel gerekçeleri ortaya koymuştur.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi kararında bir kamu kurumunda veteriner hekim olarak çalışan başvurucu; haksız yere sürgün edildiği, kurum müdürü ve diğer çalışma arkadaşları tarafından dışlandığı, hakarete uğradığı, tehdit edildiği, sağlık bilgilerinin araştırıldığı, hakkında keyfi biçimde disiplin cezaları verildiği, sistematik biçimde psikolojik tacize maruz bırakıldığı gerekçeleriyle tam yargı davası açmış ancak tam yargı davası İdare Mahkemesince reddedilmiştir. Bölge İdare Mahkemesine yapılan istinaf başvurusu da reddedildiğinde başvurucu Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>
<p><strong>Anayasa Mahkemesince kabul edilen temel ilkeler</strong></p>
<p>Anayasa Mahkemesi kararında ilgili ulusal ve uluslararası mevzuata vurgu yaparak eylemin psikolojik taciz (mobbing) olarak kabul edilebilmesi için;</p>
<ul>
<li><em>“İşyeri ile ilgili olarak işyerindeki yöneticiler ve/veya diğer çalışanlar tarafından gerçekleştirilmesi ya da bu tür müdahalelere göz yumulması,</em></li>
<li><em>Süreklilik arz edecek şekilde tekrarlanması, keyfîlik içermesi, sistemli ve kasıtlı olması, yıldırma ve dışlama amacı taşıması,</em></li>
<li><em>Mağdurun kişiliğinde, mesleki durumunda veya sağlığında zarar ortaya çıkaran ya da ciddi bir zarar tehlikesi içeren nitelikte olması gerekir”</em> demiştir.</li>
</ul>
<p>Anayasa Mahkemesine göre devletin bu konuda alması gereken yükümlülükler bulunmaktadır. Bu yükümlülükler;</p>
<ul>
<li><em>“Çalışanlara yönelen psikolojik taciz mahiyetindeki davranışların oluşmaması için önlemler alınması,</em></li>
<li><em>Şikâyetleri etkili şekilde inceleyecek denetim mekanizmalarının oluşturulması,</em></li>
<li><em>Pozitif ayrıcalıklar sunulması gereken çalışanların önündeki güçlüklerin kaldırılması ve kolaylaştırıcı imkânlardan yararlandırılmasının sağlanması,</em></li>
<li><em>Yıldırıcı ve kasıtlı tutumlara maruz kalanların uğradıkları maddi ve manevi zararlarının giderilmesi ya da ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin yasal altyapının oluşturulması ve suç teşkil eden durumlarda sorumluların yasal çerçevede cezalandırılmalarının sağlanması,</em></li>
<li><em>Oluşan zararların tazmin edilmesi amacıyla açılan davalarda mağdurların haklarını adil şartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılması ve yargılamalar sonucunda temel hakların içerdiği güvenceleri koruyacak şekilde mahkemelerce ulaşılan sonuçların ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanması”</em> şeklinde tasnif edilmektedir.</li>
</ul>
<p><strong>Anayasa Mahkemesi kararında temel gerekçe</strong></p>
<p>Anayasa Mahkemesi kararında yukarıda yer verilen temel ölçütler uyarınca bir inceleme yapılmış ve <em>“somut başvuruda özellikle başvurucu hakkında sık sık soruşturmalar açılmasında, başvurucunun süreklilik oluşturacak şekilde yazılı olarak uyarılmasında, başvurucudan sıklıkla savunma istenmesinde ve yaşadığı sağlık sorunları bilinmesine rağmen başvurucunun sunduğu belgelerin sorgulanmasında keyfîliğe kaçan durumların olduğu görülmektedir. İdare tarafından da tespit edildiği üzere süreklilik arz eden boyuta ulaştığı ve mesleki anlamda yıldırma amacı taşıdığı görülen söz konusu eylem ve işlemlerin sağlık sorunları bulunan başvurucunun yaşamına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk derecesine ulaştığı anlaşılmaktadır”</em> gerekçesiyle başvurucu hakkında sık sık soruşturma açılmasını, sağlık sorunlarına ilişkin keyfi açıklamalar talep edilmesini ve bu eylemlerin sistematik bir hal almasını mobbingin varlığı için yeterli bularak kişinin Anayasa m. 17 tarafından korunan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bu karar mobbing davaları yönünden temel ölçütleri belirlemesi bakımından önem arz etmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/mobbing-baglaminda-ornek-bir-anayasa-mahkemesi-kararinin-incelenmesi/">Mobbing Bağlamında Örnek Bir Anayasa Mahkemesi Kararının İncelenmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devlet Memurları Mobbing Davası Açabilir mi?</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/devlet-memurlari-mobbing-davasi-acabilir-mi/</link>
					<comments>https://www.ilkerurlu.av.tr/devlet-memurlari-mobbing-davasi-acabilir-mi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 15:56:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Devlet Memuru Mobbing Davası]]></category>
		<category><![CDATA[amire mobbing davası]]></category>
		<category><![CDATA[amirim beni sürekli aşalıyor]]></category>
		<category><![CDATA[bölüm başkanına mobbing davası açabilir miyim]]></category>
		<category><![CDATA[devlet memurları mobbing davası açabilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[farklı kurumlarda görebvlendirme mobbing midir]]></category>
		<category><![CDATA[hani davranışlar mobbingdir]]></category>
		<category><![CDATA[hocaya karşı mobbing davası]]></category>
		<category><![CDATA[İş Yerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi konulu Genelge]]></category>
		<category><![CDATA[kamu çalışanlarının mobbing davası]]></category>
		<category><![CDATA[kıdemliye karşı mobbing davası]]></category>
		<category><![CDATA[memur mobbing davası açabilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing davası]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing davası nerede açılır]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing davasında ne kadar tazminat alırım]]></category>
		<category><![CDATA[mobbing nedir]]></category>
		<category><![CDATA[mobbinge karşı ne davası açılır]]></category>
		<category><![CDATA[müdürüm bana kötü davranıyor]]></category>
		<category><![CDATA[müdürüm beni sürekli aşağılıyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=1016</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mobbing günümüzde giderek yaygınlaşan bir olgu olarak karşımız çıkmaktadır. Türk Dil Kurumu mobbingi “bezdirme” olarak tanımlamaktadır. İlgili mevzuat düzenlemesi ve yargı kararlarında ise mobbing “psikolojik&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/devlet-memurlari-mobbing-davasi-acabilir-mi/">Devlet Memurları Mobbing Davası Açabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mobbing günümüzde giderek yaygınlaşan bir olgu olarak karşımız çıkmaktadır. Türk Dil Kurumu mobbingi “bezdirme” olarak tanımlamaktadır. İlgili mevzuat düzenlemesi ve yargı kararlarında ise mobbing “psikolojik taciz” olarak kabul edilmekte ve yer bulmaktadır.</p>
<p>Özel sektör çalışanlarının mobbinge karşı daha sık dava açtıkları görülmektedir. Daha az bilinmesine rağmen kamu çalışanları da idari yargıda “mobbing” gerekçesiyle tam yargı davası açabilmektedirler. Bu yazıda Danıştay kararlarına da atıfla kamu çalışanlarının idari yargıda açacakları mobbing davası hakkında açıklamalara yer verilmiştir.</p>
<p><strong>İlgili Mevzuat</strong></p>
<p>İdari yargı kararlarında mobbing gerekçesiyle açılacak davalarda hukuki dayanaklar şu şekilde sıralanabilir:</p>
<p>Anayasa m.125; <em>“İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır…” </em>ve <em>“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür”</em> hükümleri ile idari işlemlerin hukuki denetime açık olduğunu ve idarenin neden olduğu zararları tazmin yükümlülüğünün bulunduğunu düzenlemektedir.</p>
<p>6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kanunu m. 2/1-g; <em>“İşyerinde yıldırma: Bu Kanunda sayılan ayrımcılık temellerine dayanılarak kişiyi işinden soğutmak, dışlamak, bıktırmak amacıyla kasıtlı olarak yapılan eylemleri”</em> hükmü ile işyerinde yıldırma adıyla mobbinge yer vermekte ve m. 4/1-e hükmü ile de işyerinde yıldırmayı ayrımcılık olarak tanımlamakta ve yasaklamaktadır.</p>
<p>İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 2/1-b, m. 12 ve m. 13 hükümleri ile idareye karşı tam yargı davası açılabileceği kabul edilmiştir.</p>
<p>06/03/2025 tarih ve 32833 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2025/3 sayılı İş Yerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi konulu Genelgede genel bir açıklamalara yer verilerek sorumluluklar düzenlenmektedir.</p>
<p><strong>Hangi davranışlar mobbing kapsamında sayılabilir?</strong></p>
<p>İş Yerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi konulu Genelgede “çalışanların iş yerlerinde kasıtlı ve sistematik olarak belirli süre aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıkan psikolojik tacizin önlenmesi”nin amaçlandığı şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre kasıtlı ve sistematik aşağılanma, küçümsenme, dışlanma, kişiliğin zedelenmesi, kötü muamele içeren fiiller mobbing olarak kabul edilmektedir. Genelgede sınırlayıcı düzenlemeye gidilmemiş ve benzer fiiller mobbing olarak kabul edilmiştir. Her somut olay yönünden fiillerin mobbing olup olmadığı yönünde değerlendirme yapılması uygun olacaktır.</p>
<p><strong>Mobbing davası nerede ve nasıl açılır?</strong></p>
<p>Kamu çalışanlarının mobbing gerekçesiyle açacakları davanın idari yargıdaki karşılığı tam yargı davasıdır. İdari Yargılama Usulü Kanununda düzenlenen tam yargı davası uyarınca mobbinge uğradığını düşünen memurun uğradığı varsa maddi ya da yalnızca manevi tazminat talebinde bulunması mümkündür. Bu dava idare mahkemelerince açılacak ve karara bağlanacaktır. İdari yargıda tanık dinletilememesi bu davalar yönünden önemli bir eksiklik olmakla birlikte diğer belgelerle mobbingin ispatlanması mümkündür. Örneğin öğretmenin yıldırma amacıyla dört ayrı okulda görevlendirilmesi mobbing ispatı olarak kabul edilebilmektedir.</p>
<p><strong>Tazminat miktarı</strong></p>
<p>Ülkemizde manevi tazminat davalarında yüksek tazminatlara hükmedilmemektedir. Danıştay’a göre bu bedel çok düşük ya da kişinin zenginleşmesine neden olmayacak bir aralıkta tespit edilmelidir.</p>
<p><strong>Danıştay kararında mobbing örnekleri</strong></p>
<p>Danıştay bir kararında; <em>“…açılan soruşturmalar ve uygulanan yıldırma faaliyetleri haricinde gerek kendisine gerekse ailesine yönelik açılan ceza ve aile davaları sebebiyle gerek kendisi ve ailesinin perişan edildiği, yıllarca bu davalarla uğraşmak zorunda bırakıldığı, ailesiyle birlikte bir girdabın içine çekildiği; kurumun mühendis kadrosunda olmasına rağmen dışlandığı, işçi ve diğer personelle aynı odada oturtulduğu, personelin odada sigara içmesine tüm yazılı itirazlarına rağmen göz yumulduğu, değişiklik taleplerinin ciddiye alınmadığı, yine telefonun kesilmesine ilişkin başvurusunu yazılı olarak yapmasına rağmen hiçbir işlem yapılmadığı, kurum içerisinde emekli olan veya tayini çıkan personel için düzenlenen yemeklere davet edilmediği, diğer tüm personelin kurumun resmi araçları ile toplantılara katıldıkları halde kendisinin bir personelin şahsi aracıyla bir kaç kişinin yemeği dışında hiç kimsenin yemeğine ve toplantısına davet edilmediğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.</em></p>
<p><em>Bakılan uyuşmazlıkta her ne kadar davalı idarenin akıl sağlığının yerinde olmadığını düşündüğü personeli hakkında yasal olarak vasi talebinde bulunabilme hakkı bulunsa da; ziraat mühendisi olan davacı hakkında vasi talebinde bulunulurken, gerekli özen gösterilmeksizin herhangi bir ön inceleme, araştırma veya soruşturma yapılmadan davacının engelli çocuğunu kabul etmemesi sebebiyle psikolojik rahatsızlığının olup olmadığının tespiti istemiyle vasi talebinde bulunulmasının davacının çalışma arkadaşları üzerindeki itibarını sarsacağı açıktır.</em></p>
<p><em>Davacının epilepsi hastası olmasının iş verilmeme sebebi olarak gösterilmesi ve bu durumun sürekli vurgulanmasının kişilik haklarını ihlal ettiği kuşkusuzdur.</em></p>
<p><em>Yine ziraat mühendisi olan davacının, odasının boşaltılması, isimliğinin sökülmesi, telefonunun kesik olması, işçi statüsündeki personelle aynı odada oturtulması, kurumla iletişiminin kesilmesi, emekli yemekleri gibi kurumsal faaliyetlere çağırılmaması, sürekli dışlanması, iş vermekten imtina edilmesi, hakkında asılsız soruşturmalar açılması gibi davranışların hukuka aykırı olduğu görülmektedir.</em></p>
<p><em>Davalı idarenin haksız ve mesnetsiz uygulamaları sonucu davacının elem ve acı duyması nedeniyle oluşan manevi zararın tazmini gerekmekle birlikte, Mahkemece davacı için belirlenen 100.000,00 TL manevi tazminatın yeterli ve tatmin edici miktarda olmadığı kanaatine ulaşılmıştır…” </em>gerekçesiyle davacı aleyhine mobbing uygulandığını kabul etmiştir (Danıştay 2. Daire Başkanlığı, 28/03/2025T., 2024/2938 E,  2025/1595 K.).</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/devlet-memurlari-mobbing-davasi-acabilir-mi/">Devlet Memurları Mobbing Davası Açabilir mi?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.ilkerurlu.av.tr/devlet-memurlari-mobbing-davasi-acabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yasama Sorumsuzluğu</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/yasama-sorumsuzlugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2025 07:06:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Konulara İlişkin Hukuki Değerlendirmeler]]></category>
		<category><![CDATA[milletvekilleri her şeyi söyleyebilirler mi]]></category>
		<category><![CDATA[milletvekilleri sözlerinden dolayı yargılanırlar mı]]></category>
		<category><![CDATA[milletvekillerinin hukuki sorumluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[milletvekillerinin mecliste söyledikleri sözler nedeniyle cezalandırılamaması]]></category>
		<category><![CDATA[yasama sorumsuzluğu]]></category>
		<category><![CDATA[yasama sorumsuzluğu ne demektir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=1009</guid>

					<description><![CDATA[<p>Demokratik toplumlarda bütün sorunların demokratik katılım ve siyasal süreçler yoluyla tartışılması amaçlanmıştır. Kurumsal siyaset yönünden bu tartışmaların öncelikli yeri meclistir. Bu nedenle temsil imkanına sahip&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/yasama-sorumsuzlugu/">Yasama Sorumsuzluğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demokratik toplumlarda bütün sorunların demokratik katılım ve siyasal süreçler yoluyla tartışılması amaçlanmıştır. Kurumsal siyaset yönünden bu tartışmaların öncelikli yeri meclistir. Bu nedenle temsil imkanına sahip milletvekillerine de geniş siyasal yetkiler tanınmış ve meclis faaliyetlerini etkin bir biçimde yerine getirebilmeleri adına hukuki korumalar sağlanmıştır. Milletvekillerine sağlanan bu güvence yasama sorumsuzluğu olarak adlandırılmaktadır. Anayasa da bu milletvekillerine sağlanan hakkı güvence altına almaktadır.</p>
<p>Anayasa m. 83/1<em>; &#8220;Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.&#8221;</em> hükmü ile milletvekillerinin yasama sorumsuzluğunu güvence altına almaktadır.</p>
<p>Anayasa tarafından korunan yasama sorumsuzluğu hakkı yalnızca dar anlamda TBMM çatısı altındaki yürütülen faaliyetleri değil TBMM dışındaki faaliyetleri de kapsamaktadır. Bu durum yasama sorumsuzluğunun doğal sonucudur. Aksi halde siyasal faaliyetler ile ilgili tanınan güvence yalnızca meclis sınırları kapsamında geçerli olacaktır. Bu durum demokratik siyasal alanı meclisle sınırlayacağından demokratik toplumun özüne uygun değildir.</p>
<p>Anayasa Mahkemesinin de vurguladığı üzere yasama sorumsuzluğu; <em>&#8220;Bu bağlamda milletvekilinin yasama işleriyle ilgili olarak Mecliste kullandığı oylar, söylediği sözler, ileri sürdüğü düşünceler nedeniyle yasama organı dışında herhangi bir makam tarafından sorumlu tutulamaması anlamına gelen sorumsuzluğun amacı, ulusal iradenin tam bir serbestlikle açıklanmasıyla birlikte görevin tam bağımsızlıkla yerine getirilmesinin güvenceye alınmasıdır&#8221;</em> (AYM, E.1986/13, K.1987/12, 22/05/1987).</p>
<p>Yasama sorumsuzluğunun yalnızca meclisle sınırlı olmaması, milletvekilliğinin temsil görevinin yerine getirilmesi dolayısıyla kamu yararı ile yakından ilgilidir. Nitekim Anayasa TBMM çatısı altında dile getirilen görüşlerin benzer biçimde meclis dışında da dile getirilmesini Anayasa ile açıkça güvence altına almıştır. Yargıtay içtihatlarında da bu durum vurgulanmaktadır.</p>
<p>Yargıtay verdiği bir kararında; <em>&#8220;&#8230;Milletvekilinin ifade faaliyetinin etkisini pekiştirmek amacıyla bu güvencenin sadece Meclis içinde değil Meclis dışında da geçerli olması kabul edilmiştir. Bu nedenle Meclis içi konuşmaların Meclis dışında açığa vurulması &#8220;parlamenterlik&#8221; ve &#8220;sorumsuzluk&#8221; kurumlarının doğal bir uzantısıdır. Bu yönü ile yasama sorumsuzluğu Meclis çalışmaları ile alakalı ve makul sınırlar içerisinde düşünülebilecek her neviden fiiller için milletvekillerini sorumlu kılmayan bir müessesedir. Yasama sorumsuzluğunun kapsamına giren fiiller oy, söz ve düşünce açıklaması olarak kendini gösterir. Yasama sorumsuzluğu her tür suç için olmamakla birlikte; oy verme, söz söyleme vedüşünce açıklama fiillerinden biri ile işlenebilecek hakaret, iftira, suç uydurma gibi fiillere karşı koruma getirmektedir&#8230;&#8221;</em> gerekçesiyle yasama sorumsuzluğunun meclis dışında yürütülen faaliyetleri de kapsadığına hükmetmiştir (Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 18/11/2016T., 2016/3657 E., 2016/6896K.).</p>
<p>Sonuç olarak milletvekillerinin meclis ile sınırlı olmayan yasama sorumsuzluğundan yararlanmalarını demokratik toplumun bir gereği olarak kabul edilmelidir.</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/yasama-sorumsuzlugu/">Yasama Sorumsuzluğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memura Fazladan Yapılan Ödemelerin Geri İstenilmesi</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/memura-fazladan-yapilan-odemelerin-geri-istenilmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 15:48:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[5018 sayılı Kanun]]></category>
		<category><![CDATA[Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22/12/1973 tarih ve E:1968/8]]></category>
		<category><![CDATA[K:1973/14 sayılı kararı]]></category>
		<category><![CDATA[Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik]]></category>
		<category><![CDATA[maaşın yanlış hesaplanması]]></category>
		<category><![CDATA[memura fazladan maaş yatırılması]]></category>
		<category><![CDATA[memura fazladan ödeme yapılması durumunda hangi sürede geri istanilebilir]]></category>
		<category><![CDATA[memura fazladan ödeme yapılması durumunda ne olur]]></category>
		<category><![CDATA[memura fazladan yapılan ödemeler geri istenilebilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[Memura Fazladan Yapılan Ödemelerin Geri İstenilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[memura yaılan ödemelerin geri istenilmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=1003</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çalışma yaşamında kimi durumlarda çeşitli nedenlerle memurlara fazladan ödeme yapılması söz konusu olabilmektedir. Bu tür durumlara idarenin kamu çalışanına yaptığı fazladan ödemeyi isteyip isteyemeyeceği hukuki&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/memura-fazladan-yapilan-odemelerin-geri-istenilmesi/">Memura Fazladan Yapılan Ödemelerin Geri İstenilmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çalışma yaşamında kimi durumlarda çeşitli nedenlerle memurlara fazladan ödeme yapılması söz konusu olabilmektedir. Bu tür durumlara idarenin kamu çalışanına yaptığı fazladan ödemeyi isteyip isteyemeyeceği hukuki bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Danıştay İçtihadı Birleştirme Kararı</strong></p>
<p>Kamu görevlilerine sehven yapılan fazla ödemelerin geri alımında Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22/12/1973 tarih ve E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararı yol gösterici mahiyettedir. Danıştay’ın süreç içerisinde verdiği kararlarında farklı hukuki tartışmalar gündeme gelmiş olmasına rağmen içtihadı birleştirme kararında belirtilen hususların hukuken isabetli olduğu kanaatindeyiz.</p>
<p>Danıştay içtihadı birleştirme kararında, idare tarafından hatalı bir işleme dayanılarak yapılan fazladan ödemenin herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın talep edilebileceği; idarenin yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde, süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblağı her zaman geri alabileceği ve yokluk, açık hata ile hilenin bulunmadığı hallerde kamu çalışanına yapılan fazla ödemenin ancak idari dava açma süresi içerisinde (60 gün) talep edilebileceği, bu süre geçtikten sonra geri ödemenin talep edilemeyeceği düzenlenmektedir.</p>
<p>Bu kararda göre kamu çalışanına basit hata nedeniyle yapılan fazladan ödemenin ancak 60 günlük süre içerisinde talep edilebileceği hükme bağlanmış durumdadır. Yokluk ve açık hata gibi hukuki durumlar ise istisna olarak kabul edilmektedir. Bu tür hukuki durumların her somut olaya göre ayrıca değerlendirilmesi gerektiği açıktır.</p>
<p><strong>Konuyla ilgili Danıştay içtihatları</strong></p>
<p>Konuyla ilgili Danıştay kararları incelendiğinde, kararlarda içtihadı birleştirme kararına açık atıf olmakla birlikte, parasal ödemeler konusunda 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun belirleyici olup olmadığı tartışılmıştır.</p>
<p>Danıştay memura yapılan fazladan ödemelere ilişkin 2011 yılında verdiği bir kararında<em>; “…Bu durumda; 71. maddenin birinci fıkrasındaki, &#8220;&#8230; mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal&#8230;&#8221; ibaresini ikinci fıkra ile belirlenen kapsam dahilinde gerçekleştirilen karar, işlem, eylem veya ihmal olarak anlamak gerekmektedir. Kamu görevlilerine daha önce sehven kanuna aykırı olarak yapılmış fazla ödemelerin geri alınmasında, 5018 sayılı Kanunun uygulanmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmakla, bu tür uyuşmazlıkların çözümünde anılan Kanun öncesi hukuki durumun değişmediği ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla; kamu görevlilerine sehven yapılan fazla ödemelerin geri alımında, tıpkı 5018 sayılı Kanun öncesinde olduğu gibi Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 günlü, E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararının uygulanması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.  Diğer taraftan, uyuşmazlığa 5018 sayılı Kanunun uygulanacağı yolundaki yorum; sonucu tümüyle idari nitelikli olan ve idari yargı usul ve esaslarına göre çözümlenmesi gereken bir uyuşmazlığın, adli yargı yerinde çözümleneceğinin kabulü anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu anlama gelen bir yorumun Anayasanın 155. maddesi ile kurulan &#8220;idari rejim&#8221; sistemi ile bağdaşmayacağı da açıktır…” </em>gerekçesiyle Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurul kararına öncelik vermiş ve kararda belirtilen ilkelere göre somut olayın değerlendirilerek çözülmesi gerektiğine hükmetmiştir (Danıştay 2. Daire, 21/11/2011T., 2011/10531 E, 2011/5633 K.).</p>
<p>Kanaatimizce de Danıştay’ın verdiği bu karar Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurul kararı ile uyumlu ve hukuken isabetlidir. Danıştay bu kararı ile uyuşmazlığın görüm yerinin idari yargı olduğunu da kabul etmektedir.</p>
<p>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 2020 tarihinde verdiği bir kararda ise<em>; “…Bu durumda; fazladan ve yersiz ödendiği iddia edilerek davacı adına borç çıkarılan tutarların rızaen geri ödenmesini; aksi takdirde alacak davası açılacağı bilgisini içeren dava konusu işlemin, Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik uyarınca tesis edilmiş bir işlem olduğu, bu işlemle zararın rızaen ve sulhen tahsil edilememesi halinde adli yargı yoluyla tahsili cihetine gidileceğinin bildirildiği, bu haliyle işlemin bildirim mahiyeti taşıdığı ve idari davaya konu olabilecek kesin ve icrai bir niteliği bulunmadığı açık olup, borç çıkarılmasına ilişkin Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesinin … tarih ve … sayılı işlemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerekirken, söz konusu işlemin iptali yolundaki Daire kararında hukuka uyarlık görülmemiştir…”</em> gerekçesiyle geri ödeme talebinin bir Yönetmeliğe göre bir bildirim mahiyetinde olduğu ve idari işlem olmadığı yönünde karar verilmiştir (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 08/10/2020T., 2019/3282 E.,  2020/1770 K.). Bu karar oybirliği ile alınmamış ve karara karşı muhalefet şerhleri yazılmıştır.</p>
<p>Karara karşı yazılan muhalefet şerhlerinden birisinde<em>; “…Diğer taraftan; uyuşmazlığa 5018 sayılı Kanun&#8217;un uygulanacağı yolundaki yorum, sonucu tümüyle idari nitelikli olan ve idari yargı usul ve esaslarına göre çözümlenmesi gereken bir uyuşmazlığın, adli yargı yerinde çözümleneceği sonucunu doğuracaktır. Dolayısıyla bu anlama gelen bir yorumun Anayasa&#8217;nın 155. maddesi ile kurulan &#8220;idari rejim&#8221; sistemi ile bağdaşmayacağı da açıktır.<br />
Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22/12/1973 tarih ve E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararında ise; idarenin, hatalı işlemine dayanarak ödediği meblağın istirdadına, bir mahkeme kararına lüzum olmadan karar verebileceğine işaret edilmiştir. Buna göre; uyuşmazlığa konu fazla ödemenin de söz konusu İçtihat gereğince, herhangi bir yargı kararına gerek kalmaksızın davacıdan istenilmesi mümkün olduğundan, dava konusu Genel Yazı&#8217;ya göre tespit edilen tutarın davacıdan geri istenilmesine ilişkin borç çıkarılmasına ilişkin işlemin, idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olduğu ve temyiz incelemesinin işlemin esasına girilerek yapılması gerektiği oyuyla karara katılmıyoruz…”</em> gerekçesine yer verildiği görülmektedir.</p>
<p>Muhalefet şerhinde yer verilen yer verilen ve memura yapılan fazladan ödemelerin 5018 sayılı Kanun kapsamında talep edilemeyeceği ve Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurul kararının uygulanması gerektiği yönündeki bu muhalefet şerhine katılmaktayız. Kararda bütün tartışmalar yer almadığından Danıştay’ın konu ile ilgili içtihat farklılığına gidip gitmediği tam olarak anlaşılamamaktadır. Ancak hukuken doğru olanın memura fazladan yapılan ödemelerin idarenin basit hatasından kaynaklanması durumunda 60 günlük dava açma süresi içerisinde istenebileceği yorumunun halen geçerli ve hukuken isabetli olduğu kanısındayız.</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/memura-fazladan-yapilan-odemelerin-geri-istenilmesi/">Memura Fazladan Yapılan Ödemelerin Geri İstenilmesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Döner Sermaye Gelirinden Yararlananların Heyet Raporlarında Hakem Onay Zorunluluğu</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/doner-sermaye-gelirinden-yararlananlarin-heyet-raporlarinda-hakem-onay-zorunlulugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Nov 2025 13:04:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[çalışana fazladan yapılan ödemeler geri istenebilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[Döner Sermaye Gelirinden Yararlananların Heyet Raporlarında Hakem Onay Zorunluluğu var mı]]></category>
		<category><![CDATA[hakem hastane]]></category>
		<category><![CDATA[heyet raporlu doktora döner sermaye ödemesi yapılır mı]]></category>
		<category><![CDATA[heyet raporlu olana döner sermaye yatar mı]]></category>
		<category><![CDATA[heyet raporluyken alınan ödemeler geri istenebilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[heyet raporluyken yapılan ek ödemeler geri istenebilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[heyet raporu]]></category>
		<category><![CDATA[heyet raporu döner sermaye]]></category>
		<category><![CDATA[heyet raporu hakem hastane]]></category>
		<category><![CDATA[heyet raporu onayı]]></category>
		<category><![CDATA[heyet raporunda hakem hastane onayı]]></category>
		<category><![CDATA[heyet raporunda hakem hastane onayı gerekli mi]]></category>
		<category><![CDATA[heyet raporunda hakem hastane onayı nasıl alınır]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge]]></category>
		<category><![CDATA[Yükseköğretim Kurumlarında Döner Sermaye Gelirlerinden Yapılacak Ek Ödemenin Dağıtılmasında Uygulanacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=1001</guid>

					<description><![CDATA[<p>Döner sermaye gelirinden ek ödeme alanların karşılaştığı sorunlardan birisi de çalışana verilen heyet raporundan sonra kendilerine döner sermayeden yapılan ek ödemenin geri talep edilmesidir. Bu&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/doner-sermaye-gelirinden-yararlananlarin-heyet-raporlarinda-hakem-onay-zorunlulugu/">Döner Sermaye Gelirinden Yararlananların Heyet Raporlarında Hakem Onay Zorunluluğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Döner sermaye gelirinden ek ödeme alanların karşılaştığı sorunlardan birisi de çalışana verilen heyet raporundan sonra kendilerine döner sermayeden yapılan ek ödemenin geri talep edilmesidir. Bu yazıda 2547 sayılı Kanuna tabi olarak çalışıp döner sermaye geliri elde edenlerin heyet raporu almaları durumunda kendilerine çıkarılan geri ödemenin hukuki niteliği açıklanmıştır.</p>
<p><strong>İlgili mevzuat</strong></p>
<p>Sağlık raporları ile ilgili genel ve detaylı düzenleme Sağlık Bakanlığı tarafından çıkarılan Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönergedir. Yönergenin 36 ve 37.maddelerinde sağlık kurul raporlarına karşı itiraz usulü de düzenlenmektedir. Yönerge m. 37/1; <em>“İstirahat raporlarının fenne aykırı olduğu konusunda tereddüt bulunması hâlinde, kişi hastalık izni kullanıyor sayılmakla birlikte, bağlı bulunduğu kurumca doğrudan Bakanlıkça belirlenen Yönerge eki Ek-12 Hakem Hastane Listesinde yer alan sağlık hizmet sunucularından kişinin bulunduğu yere en yakın aynı veya üst roldeki bir hastaneye sevk edilir ve sonucuna göre işlem yapılır” </em>hükmü ile sağlık raporunda bir şüphenin yaşanması halinde hakem hastane sevki gündeme gelecektir.</p>
<p>Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönergenin bu şekilde düzenlenmiş olmasına rağmen, 2547 sayılı Kanuna dayanarak hazırlanan Yükseköğretim Kurumlarında Döner Sermaye Gelirlerinden Yapılacak Ek Ödemenin Dağıtılmasında Uygulanacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelikte döner sermaye geliri elde edenler yönünden farklı bir düzenlemeye gidilmiştir.</p>
<p>2022 yılında Yönetmelikte yapılan değişiklik ile m.4/10;<em> “Ek ödeme, personele fiilen hizmete katkı sağladığı sürece verilebilir. 7 nci madde hükümleri saklı kalmak üzere; resmî tatil günleri, idari ve nöbet izinleri, yılda yedi günü geçmeyen kısa süreli hastalık rapor süreleri<strong>, hakem hastane tarafından onaylanan heyet rapor süreleri</strong>, görevi sırasında veya görevinden dolayı Sağlık Bakanlığınca ilan edilmiş bulaşıcı ve salgın hastalığa yakalanan, kazaya, yaralanmaya veya saldırıya uğrayanların bu durumlarını sağlık raporuyla belgelendirmesi halinde kullandıkları hastalık izin süreleri aktif çalışılmış gün olarak kabul edilir”</em> hükmü ile heyet raporlarına hakem onayı koşulu getirilmiştir.</p>
<p><strong>Düzenlemenin uygulamada yarattığı sorun</strong></p>
<p>Bu düzenleme istisnai bir nitelik taşıdığından, döner sermaye geliri elde edilen çalışanlar ve döner sermaye ödeyen ilgili kurum memurları tarafından düzenleme çoğunlukla bilinmemektedir. Bu durumda da kendisine heyet raporlu olduğu dönemde döner sermayeden ödeme yapılan çalışanda bu dönemde aldığı ödemeler geri istenmektedir. Bu durumun çalışanlar yönünden yarattığı güçlük açıktır.</p>
<p>Kanımızca, Yönetmelikte yer alan döner sermaye geliri elde etmek için hakem hastane onayının zorunlu tutulması sağlık raporlarına ilişkin genel düzenleme ile uyumsuzdur. Sağlık raporuna ilişkin bir tereddüt bulunmadığı hallerde bu tür hakem hastane onay zorunluluğu çalışana fazladan külfet yüklemektedir. Oldukça istisnai bir düzenleme de olduğundan pek çok çalışanın durumdan haberdar olması mümkün değildir. Bu nedenle düzenlemenin öncelikle isabetli olmadığını ifade etmek gerekir.</p>
<p>Uygulamada karşılaşılan en büyük sorun ise hakem hastane onayına sevkin ilgili kurum tarafından yapılmamasıdır. Çalışanın kendiliğinden hakem hastane onayına başvurmasını beklemek ise yerinde değildir. İdarenin bütünlüğü ilkesi uyarınca döner sermaye ödemesi yapacak olan kurum hakem hastane onayı için gerekli yazışmaları yapmakla yükümlüdür. İdarenin bu yükümlülüğü yerine getirmemiş olmasının sorumluluğunun ise çalışana yüklenilmesi doğru değildir.</p>
<p><strong>Çalışana yapılan ödemeler geri alınabilir mi?</strong></p>
<p>Bu durumda çalışana yapılan fazla ödemelerin geri talep edilip edilemeyeceği gündeme gelmektedir. Kamu görevlilerine sehven yapılan fazla ödemelerin geri alımında, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22/12/1973 tarih ve E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararı yol göstericidir. Söz konusu Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararında; idarenin yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde süre aranmaksızın hatalı ödediği meblağı her zaman geri alabileceği, bunun dışında kalan hallerde hatalı ödemelerin istirdadının ise, hatalı ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere dava açma süresi içinde olanaklı olduğu ve bu süre geçtikten sonra istirdat edilemeyeceğinin belirtilmektedir.</p>
<p>Danıştay kararın gerekçesinde iyi niyet kuralı üzerinde de durularak idarenin sakat ve dolayısıyla hukuka aykırı işlemine, idare edilenlerin gerçek dışı beyanı veya hilesi neden olmuşsa ya da geri alınan idari işlem yok denilecek kadar sakatlık taşımakta ise, hatalı işlemde idare edilenin kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata bulunmaktaysa ve idareyi bu konuda haberdar etmemişse, memurun iyi niyetinden söz etmeye olanak bulunmadığı ve bu işlemlere dayanılarak yapılan ödemeler için süre düşünülemeyeceği, bu ödemelerin her zaman geri alınabileceği; ancak bunun dışındaki hatalı ödemeler için memurun iyi niyetinin istikrar ve kanunilik kadar önemli bir kural olduğu ve bu nedenle yukarıda belirtilen istisnalar dışındaki hatalı ödemelerin ancak dava süresi içinde geri alınabileceğinin vurgulanmaktadır.</p>
<p>Kanımızca Danıştay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca bir değerlendirme yapılarak, çalışanın bir hilesinin ve sorumluluğunun bulunmadığı kabul edilerek, çalışana yapılan fazla ödemelerin ancak dava açma süresi içerisinde geri talep edilebileceği şeklinde yorum yapmak mümkündür. Bu süre geçtikten sonra talep edilen geri ödemelerin hukuki olmadığı kanısındayız.</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/doner-sermaye-gelirinden-yararlananlarin-heyet-raporlarinda-hakem-onay-zorunlulugu/">Döner Sermaye Gelirinden Yararlananların Heyet Raporlarında Hakem Onay Zorunluluğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Jüri Üyesi ile Ortak Çalışmalar Yapmış Olmak Kadro İptal Nedeni midir?</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/juri-uyesi-ile-ortak-calismalar-yapmis-olmak-kadro-iptal-nedeni-midir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2025 14:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yükseköğretim Davaları]]></category>
		<category><![CDATA[2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[akademik kadro]]></category>
		<category><![CDATA[akademik kadro atamasına dava]]></category>
		<category><![CDATA[akademik kadro ilanı]]></category>
		<category><![CDATA[Danıştay içtihatlarına göre aday ile değerlendirme jürisinin ortak çalışmalarının bulunması]]></category>
		<category><![CDATA[değerlendrme yapan öğretim üyesi ile atanan kimsenin ortak çalışmalar yapmış olması]]></category>
		<category><![CDATA[doçentlik atama]]></category>
		<category><![CDATA[doçentlik kadrosu]]></category>
		<category><![CDATA[doktor öğretim üyesi atama]]></category>
		<category><![CDATA[doktor öğretim üyesi kadrosu]]></category>
		<category><![CDATA[jüri üyesi ile kadroya atanan kimsenin ortak yayınlarının olması]]></category>
		<category><![CDATA[Jüri Üyesi ile Ortak Çalışmalar Yapmış Olmak Kadro İptal Nedeni midir?]]></category>
		<category><![CDATA[kadro atamasına dava]]></category>
		<category><![CDATA[Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği]]></category>
		<category><![CDATA[ortak akademik çalışmalar]]></category>
		<category><![CDATA[profesör atama]]></category>
		<category><![CDATA[profesör kadrosu]]></category>
		<category><![CDATA[yükseköğretim kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=980</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akademik kadro ilanı ve kadro atamalarına ilişkin hukuka aykırı durumlarla karşılaşmak mümkündür. Bu hukuka aykırılıklar arasına en sık karşılaşılan durum kişiye özel ilanlardır. Bu tür&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/juri-uyesi-ile-ortak-calismalar-yapmis-olmak-kadro-iptal-nedeni-midir/">Jüri Üyesi ile Ortak Çalışmalar Yapmış Olmak Kadro İptal Nedeni midir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akademik kadro ilanı ve kadro atamalarına ilişkin hukuka aykırı durumlarla karşılaşmak mümkündür. Bu hukuka aykırılıklar arasına en sık karşılaşılan durum <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/kisiye-ozel-kadrolara-karsi-iptal-davasi/">kişiye özel ilanlardır</a>. Bu tür ilanlar ilgili mevzuata aykırı olduğundan açılacak dava sonunda karoya yapılan atamanın iptali söz konusu <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/akademik-kadro-ilanlarina-karsi-acilacak-dava/">olmaktadır</a>. Nitekim yakın zamanda YÖK üniversitelere konuyla ilgili <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/akademik-kadro-ilanlarinda-yer-alan-hukuka-aykiriliklara-iliskin-yok-baskanligi-yazisi/">uyarı yazısı</a> göndermiştir. Ancak kadro ilanlarına atamalarda karşılaşılan sorunlar kişiye özel kadro ilanları ile sınırlı değildir.</p>
<p>2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliğinde akademik kadrolara yapılacak atamalara ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Buna göre öğretim üyeliğine yapılacak atamalarda atama unvanına göre değişmekle birlikte kadroya başvuran adayları değerlendirmek üzere öğretim üyeleri görevlendirilmektedir.</p>
<p><strong>İlgili Mevzuat</strong></p>
<p>2547 sayılı Kanun m. 23/a; <em>“Yükseköğretim kurumlarında açık bulunan doktor öğretim üyesi kadroları rektörlükçe ilan edilir. İlan edilen bu kadrolara fakültelerde dekan; diğer birimlerde müdürler, biri o birimin yöneticisi biri de o yükseköğretim kurumunun dışından olmak üzere üç profesör veya doçent tespit ederek bunlardan adayların her biri hakkında yazılı mütalaa isterler…” </em>hükmü ile doktor öğretim üyesi kadrolarına atamayı düzenlemektedir.</p>
<p>2547 sayılı Kanun m. 24/e; <em>“Doçentlik unvanına sahip olanlar yükseköğretim kurumları tarafından ilan edilen doçent kadrolarına başvurur. Doçent kadrosuna başvuran adayların durumlarını incelemek üzere rektör tarafından, varsa biri ilgili birim yöneticisi, en az biri de o üniversite dışından olmak üzere üç profesör tespit edilir. Bu profesörler her aday için ayrı ayrı olmak üzere birer rapor yazarlar ve kadroya atanacak birden fazla aday varsa tercihlerini bildirirler. Üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü yönetim kurulunun bu raporları göz önünde tutarak alacağı karar üzerine, rektör atamayı yapar”</em> hükmü ile doçentlik kadrosuna atamayı düzenlemektedir.</p>
<p>2547 sayılı Kanun m. 26/b-2; <em>“ Profesörlük kadrosuna başvuran adayların durumlarını ve bilimsel niteliklerini tespit etmek için üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü yönetim kurulunca en az üçü başka üniversitelerden veya yüksek teknoloji enstitülerinden olmak üzere ilan edilen kadronun bilim alanıyla ilgili beş profesör seçilir. Bu profesörler her aday için ayrı ayrı olmak üzere birer rapor yazarlar ve kadroya atanacak birden fazla aday varsa tercihlerini bildirirler. Üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü yönetim kurulunun bu raporları göz önünde tutarak alacağı karar üzerine, rektör atamayı yapar”</em> hükmü ile profesör kadrolarına atamayı düzenlemektedir.</p>
<p>İlgili mevzuat gereği öğretim üyeliğine atamada değerlendirme jürisi oluşturulması gerekmektedir. Ancak değerlendirme için görevlendirilen öğretim üyesi ile başvuru yapan adayın ortak akademik çalışmalarının bulunması halinde değerlendirme raporu geçerli olacak mıdır?</p>
<p><strong>Danıştay içtihatlarına göre aday ile değerlendirme jürisinin ortak çalışmalarının bulunması </strong></p>
<p>Danıştay içtihatlarına göre, kadroya ataması yapılan kimse ile değerlendirme yapan öğretim üyesinin ortak yayınlarının bulunuyor olması değerlendirmenin objektif niteliği ile bağdaşmadığından hukuka aykırı bir değerlendirme raporu ortaya çıkacaktır. Bu durumda da diğer adayların dava açması halinde yapılacak incelemede hukuka aykırılık nedeniyle kadroya yapılan atama işleminin iptali gündeme gelecektir.</p>
<p>Danıştay bir kararında; <em>&#8220;&#8230;Bu durumda, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile somut uyuşmazlık birlikte incelendiğinde, doktor öğretim üyeliği kadrolarına yapılacak olan atamalarda jüri üyelerinin belirli bir aday lehine görüşte bulunmaları halinin, o kişinin anılan kadroya atanmasında esaslı bir unsur olması ve mahkemece yaptırılacak bilirkişi incelemesinin de bu hususta jüri üyelerinin değerlendirmelerinin yerinde olup olmadığı hususunun araştırılmasına yönelik olması karşısında dava konusu kadroya yapılacak atamaya dair görüş verecek jürilerin değerlendirmelerinin tarafsız ve objektif olarak yapılması adına, dava konusu kadroya atanmak için başvuruda bulunan ve sonrasında atanması uygun görülen &#8230; ile birlikte çok fazla çalışması olan ve anılan şahsın danışmanı sıfatıyla daha önce görev yapmış olan bölüm başkanı &#8230;&#8217;nun ilgili mevzuat görevi birim yöneticisi olarak Bölüm Başkanı sıfatıyla dahi olsa jüri üyeleri arasında yer almasının kadroya atanmaya aday konumunda bulunan diğer 5 aday tarafından söz konusu jüri üyesince yapılan değerlendirmelerin her zaman tartışılmasına yol açabileceği, objektiflik yönüyle olumsuz intibalara sebebiyet verebileceği kanaatine varılmıştır&#8230;&#8221;</em> gerekçesiyle birlikte akademik çalışmalarının varlığını objektif incelemenin ihlali olarak kabul etmiştir (Danıştay 8. Daire Başkanlığı, 03/12/2024T., 2023/1924 E.  ,  2024/6144 K.).</p>
<p>Danıştay bir başka kararında da; <em>&#8220;&#8230;Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davaya konu doçent kadrosuna atama başvurusunu değerlendirmek üzere oluşturulan jüride, kadroya atanan adayın, yüksek lisans ve doktora tez danışmanı olan, aynı zamanda pek çok ortak makale yayımladığı ve akademik çalışma yürüttüğü öğretim üyesinin görev yaptığı anlaşılmıştır. Diğer bir anlatımla; davacının ve diğer adayın akademik çalışmaları, bu jüri üyesi tarafından da değerlendirilerek, diğer adayın atanması yönünde rapor düzenlendiği anlaşılmıştır. Bu bağlamda; davaya konu kadroya atanan adayın, yüksek lisans ve doktora tez danışmanı olan, aynı zamanda pek çok ortak makale yayımladığı ve akademik çalışma yürüttüğü öğretim üyesinin, atama başvurusunu değerlendirmek üzere oluşturulan jüride yer almış olmasının, tarafsız ve objektif değerlendirme yapılması gerekliliğini ihlal ettiği anlaşıldığından, kadroya davacının atanmamasına, diğer adayın atamasının yapılmasına ilişkin işlemin, hukuka ve akademik hizmet gereklerine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır&#8230;&#8221;</em> gerekçesiyle ortak akademik çalışmaların objektif değerlendirme gerekliliğini ihlal olarak kabul etmiştir (Danıştay 8. Daire Başkanlığı, 08/10/2024T., 2022/3220 E.,  2024/5098 K.).</p>
<p>Danıştay&#8217;ın bir kararında da; <em>&#8220;&#8230;Bu bağlamda somut olaya bakıldığında; dava dosyasında yer alan müdahilin yayınlarına ilişkin listede jüri üyesi olarak görevlendirilen Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi &#8230; Anabilim Dalı &#8230; ile anılan kadroya atanan kişinin ortak akademik faaliyetlerde bulunduğu ve yayınlar yaptığı anlaşıldığından anılan jüri üyesi tarafından yapılan akademik değerlendirmenin tarafsız, objektif ve denetlenebilir olmadığı sonucuna ulaşılmıştır&#8230;&#8221; </em>gerekçesiyle birlikte çalışmalar yapmanın objektif niteliği etkilediği sonucuna varmıştır(Danıştay 8. Daire Başkanlığı, 26/09/2024T., 2023/406 E.,  2024/4822 K.).</p>
<p>Yukarıda yer verilen Danıştay kararları uyarınca, akademik kadrolara atamada değerlendirme yapan öğretim üyesi ile kadroya ataması yapılan kimsenin akademik çalışmalar yapmış olması değerlendirmenin objektif niteliğini etkilediğinden bu tür atamalarda hukuka uygunluk bulunmamaktadır.</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/juri-uyesi-ile-ortak-calismalar-yapmis-olmak-kadro-iptal-nedeni-midir/">Jüri Üyesi ile Ortak Çalışmalar Yapmış Olmak Kadro İptal Nedeni midir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doçentlik Yönetmeliği Değişikliklerine İlişkin Kısa Değerlendirme</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/docentlik-yonetmeligi-degisikliklerine-iliskin-kisa-degerlendirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 19:58:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doçenlik İşlemleri ile İlgili Davalar]]></category>
		<category><![CDATA[14/10/2025 tarih ve 33047 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Doçentlik Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik]]></category>
		<category><![CDATA[adayların jüri raporlarına erişimi engellenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[doçentlik bilirkişi incelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Doçentlik Yönetmeliği]]></category>
		<category><![CDATA[doçentlik yönetmeliği değişiklikleri]]></category>
		<category><![CDATA[doçentlik yönetmeliğinde yapılan değişiklikler]]></category>
		<category><![CDATA[tezde intihal yapılması]]></category>
		<category><![CDATA[tezide intihal doçentliğe engel mi]]></category>
		<category><![CDATA[yeni doçentlik yönetmeliği neler getiriyor]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=977</guid>

					<description><![CDATA[<p>14/10/2025 tarih ve 33047 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Doçentlik Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Doçentlik Yönetmeliğinde çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklere göre doçent adayları&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/docentlik-yonetmeligi-degisikliklerine-iliskin-kisa-degerlendirme/">Doçentlik Yönetmeliği Değişikliklerine İlişkin Kısa Değerlendirme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>14/10/2025 tarih ve 33047 sayılı <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/10/20251014-1.htm">Resmi Gazetede</a> yayımlanan Doçentlik Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile Doçentlik Yönetmeliğinde çeşitli değişiklikler yapılmıştır.</p>
<p>Bu değişikliklere göre doçent adayları özgeçmiş ve eserler listesinde tüm akademik çalışmaları belirtmek durumundadırlar. Adayların doçentlik başvurusunda yayınları arasında seçim yapmaları mümkün değildir.</p>
<p>Yönetmeliğe yeni eklenen<em>; “Lisansüstü tezlerindeki intihal ve sahtecilik sebebiyle başvurusu iptal edilen adaylar bu tezleri kullanarak tekrar doçentlik başvurusunda bulunamaz. Bu hükme aykırı şekilde başvurduğu tespit edilen adayların başvurusu Üniversitelerarası Kurul Başkanlığı tarafından reddedilir”</em> hükmü ile lisansüstü tezlerde intihal tespit edilmesi halinde bu tezler kullanılarak doçentlik başvurusu imkanı ortadan kaldırılmıştır. Düzenlemeden adayın yeni bir tez yazarak doçentlik başvurusunun önünde bir engel bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>
<p>Yönetmeliğe eklenen<em>; “Doçentlik başvuruları, adayın bilimsel araştırma ve yayın etiği ilkelerine uygun hareket edip etmediği, asgari başvuru şartlarını sağlayıp sağlamadığı, eserlerin nitelik ve özgünlüğü, bilim alanına yaptığı katkısı ve bir bütün halinde alanındaki yetkinliği yönlerinden değerlendirilir”</em> hükmü ile eser incelemesi görevi kısmi değişiklikle korunmuştur. Bu hükmün içerdiği belirsizlikler nedeniyle hukuki ihtilaflara neden olacağı öngörülmektedir. Jüri raporlarında gerekçelendirmenin hukuki yeterlilikte olmadığı pek çok dava dosyasında karşımıza çıkmaktadır. Bu düzenlemenin de soruna çözüm getirmesinin mümkün olmadığı kanaatindeyiz.</p>
<p>Yönetmeliğe eklenen; <em>“Adayın asgari başvuru şartlarını sağlamış olması eser değerlendirmesinde başarılı olduğu anlamına gelmez”</em> hükmü ise yeni bir düzenleme niteliğinde değildir. Çok sayıda dava dosyasında tek bir jüri üyesinin asgari şartları sağlamamıştır değerlendirmesi nedeniyle adayların başvurusu iptal edilmektedir. Adayların bu yönde çok sayıda itirazda bulunması ve davalarda bu hususun ileri sürülmesi nedeniyle bu tür bir cümleye Yönetmelikte yer verilme ihtiyacı doğduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu düzenleme ile adayların yaşadığı mağduriyetlerin giderilmesi mümkün değildir. Asgari koşulları sağlanmadığı yönünde tek bir görüş bildirmekle adayın doçentliğini engellenmesi ve bu hususun kötü niyetli olarak kullanılması söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle asgari koşullar yönünden de başka bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu kanaatindeyiz.</p>
<p>Yönetmeliğe eklenen<em>; “Diğer jüri üyelerinin raporları adayın erişimine açılmaz”</em> cümlesinin ise hukuka aykırı olduğu kanaatindeyiz. Üniversitelerarası kurul bir süredir dava dosyalarına adayın lehine olan jüri raporlarını dahi göndermemektedir. Bu cümlenin üniversiteler arası kurulun talebi ile eklendiğini ve temel <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/docentlik-basvurusunun-iptaline-karsi-acilan-davalarda-bilirkisi-incelemesi-2/">bilirkişi incelemesinin</a> hukuki niteliğine aykırı düştüğü kanaatindeyiz. Adayın diğer jüri üyelerinin raporlarını görmelerinin engellenmesinin hukuki bir gerekçesi bulunmamaktadır.</p>
<p>Yönetmeliğe eklenen; <em>“Değerlendirmeye esas alınan raporlar, başvurunun etik ihlal sebebiyle iptal edilmesi durumunda etik ihlal tespitinde bulunan jüri raporu/raporları; asgari şartları sağlamaması sebebiyle iptal edilmesi durumunda asgari başvuru şartlarını sağlamadığına ilişkin jüri raporu/raporları ve adayın başarılı/başarısız olması durumunda asıl jüri üyeleri tarafından düzenlenen raporlardır. Değerlendirmeye esas alınan raporlar dışındaki raporlar adayların erişimine açılmaz”</em> hükmünün de yukarıda yer verilen düzenlemeye benzer olduğu anlaşılmaktadır. Bu düzenlemenin iyi yönetim ilkesi, açıklık ve şeffaflık ile hukuki belirlilik ilkelerine aykırı olduğu kanaatindeyiz. Bir doçentlik başvurusunda aday hakkında hazırlanan jüri raporlarının adaydan gizlenmesi Anayasaya uygun değildir. Yönetmelikte yer alan bu hükümlerin iptali gerekmektedir.</p>
<p>Yönetmeliğe eklenen; <em>“Bilimsel araştırma ve yayın etiğine aykırılık iddiası hakkında yapılacak inceleme neticesinde etik ihlalde bulunduğuna karar verilen adayın başvurusu iptal edilir. Başvurusu iptal edilen aday, müracaat dönemi esas alınmak suretiyle en erken izleyen üçüncü dönemde yeniden başvurabilir. Etik ihlalde bulunduğuna ilişkin tespit içeren jüri raporu/raporları adayın erişimine açılır. Diğer jüri üyelerinin raporları adayın erişimine açılmaz. Yeniden doçentlik başvurusunda bulunan aday etik ihlal tespitine konu olan yayınlarını belirtmekle yükümlüdür. Aday yanlış beyan dışında etik ihlal tespitine esas olan yayınlarını beyannamede kullanamaz; kullandığının tespit edilmesi hâlinde müracaatı Doçentlik Komisyonunca reddedilir. Adayın idarî, cezaî ve hukukî sorumluluğuna ilişkin hükümler saklıdır”</em> hükmü etik ihlale çeşitli sonuçlar bağlamakta ve yine adayın diğer raporlara erişimini engellemektedir. Bu hükmün diğer olumlu jüri raporlarına erişimi engelleyen kısmının da yukarıda açıklanan nedenlerle hukuka aykırı olduğu kanaatindeyiz.</p>
<p>Jüri raporlarının adaylardan ve hatta mahkeme dosyasından gizlenmesine ilişkin olarak daha önce yaptığımız Anayasa bireysel başvurusunda silahların eşitliği, savunma hakkı, adil yargılanma ve gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğini ileri sürdük. Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği kararın önemli ve belirleyici olacağı değerlendirilmektedir.</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/docentlik-yonetmeligi-degisikliklerine-iliskin-kisa-degerlendirme/">Doçentlik Yönetmeliği Değişikliklerine İlişkin Kısa Değerlendirme</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Danıştay Kararlarında Ceza Yargılaması ve Disiplin Hukuku İlişkisi</title>
		<link>https://www.ilkerurlu.av.tr/danistay-kararlarinda-ceza-yargilamasi-ve-disiplin-hukuku-iliskisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlker Urlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Oct 2025 16:59:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Memurların Disiplin İşlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[beraat alan birisi disiplin cezası alır mı]]></category>
		<category><![CDATA[beraat kararı disiplin soruşturmasını etkiler mi]]></category>
		<category><![CDATA[ceza mahkemesi ve idare mahkemesi ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[ceza yargılaması idari yargılamayı etkiler mi]]></category>
		<category><![CDATA[ceza yargılamasında ulaşılan deliller disiplin soruşturmasında kullanılabilir mi]]></category>
		<category><![CDATA[danıştay kararlarına göre ceza yargılaması ile disiplin hukuku ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[disiplin cezası]]></category>
		<category><![CDATA[disiplin soruşturması]]></category>
		<category><![CDATA[disiplin soruşturmasında ceza yargılasındaki tanık beyanları esas alınabilir mi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ilkerurlu.av.tr/?p=975</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ceza yargılaması ile idari yargı arasındaki ilişki sıkça merak edilen bir konudur. Ceza hukuku ile özel hukuk yargılaması arasındaki ilişki, Türk Borçlar Kanunu m. 74’te&#8230;</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/danistay-kararlarinda-ceza-yargilamasi-ve-disiplin-hukuku-iliskisi/">Danıştay Kararlarında Ceza Yargılaması ve Disiplin Hukuku İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ceza yargılaması ile idari yargı arasındaki ilişki sıkça merak edilen bir konudur. Ceza hukuku ile özel hukuk yargılaması arasındaki ilişki, Türk Borçlar Kanunu m. 74’te düzenlenirken İdari Yargılama Usulü Kanununda bu yönde bir düzenleme bulunmamaktadır. TBK m. 74/1-2; <em>“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir”</em> ve <em>“Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz”</em> hükümleri ile hukuk hakimi ve ceza hakimi arasındaki ilişkiyi düzenler. Yargıtay içtihatlarına göre de ceza mahkemesinin maddi hukuka ilişkin belirlemeleri ise hukuk hakimini bağlayacaktır. Ancak ceza mahkemesi ile idare mahkemesi arasında benzer bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu konuda Danıştay kararları belirleyicidir. Özellikle disiplin hukuku yönünden ceza mahkemesi ile idare mahkemesi kararları arasında farklılık söz konusu olabilmektedir.</p>
<p><strong>Danıştay kararlarına göre ceza mahkemesi kararlarının idari yargı kararlarına etkisi nasıldır?</strong></p>
<p>Danıştay kararlarında ceza hukuku ile disiplin hukuku arasında amaç, usul ve sonuçlar bakımından farklılık olduğu kabul edilmektedir. Danıştay&#8217;a göre beraat kararı disiplin cezasına engel teşkil etmeyeceği gibi disiplin cezası verilmeyen bir kimse hakkında ceza yargılaması sonucunda cezaya hükmedilmesi mümkündür.</p>
<p>Danıştay disiplin soruşturmasında ceza yargılamasında sırasında toplanan bilgi ve belgeler ile dinlenilen tanık beyanlarından yararlanılabileceğini vurgulamakla birlikte ceza yargılaması sonucu verilen kararın disiplin soruşturmasını doğrudan etkilemeyeceğini istikrarlı olarak ifade etmektedir.</p>
<p><strong>Konuyla ilgili Danıştay kararları</strong></p>
<p>Danıştay bir kararında; <em>“…Öte yandan, ceza hukuku ile disiplin hukuku arasında amaç, kapsam, usul ve sonuçları bakımından farklılıklar vardır. Ceza yargılamasında suçun niteliği ve delillerin takdirinde uygulanan ilke ve kurallar ile disiplin hukuku açısından uygulanan ilke ve kurallar birbirinden farklı olduğundan, idarenin ilgili hakkında disiplin cezası vermemesi, ceza mahkemelerince ceza verilmesine hukuki engel oluşturmayacağı gibi, aynı şekilde ceza yargılaması sonucu verilen karar, disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmeyecektir. Aksi uygulama, disiplin hukukunun amacı ve kendine özgü kurallarıyla bağdaşmamaktadır.<br />
İdari yargı mercilerince, ceza mahkemesi kararından bağımsız olarak dava dosyasındaki disiplin soruşturmasına ilişkin bilgi, belgeler ve tanık ifadeleri çerçevesinde davacının isnat edilen eylemleri işleyip işlemediği ve bu eylemlerin disiplin suçu oluşturup oluşturmadığı hakkında inceleme yapılarak karar verilmesi esas olup, maddi olayın açıklığa kavuşturulması için resen araştırma yetkisi kapsamında ceza yargılaması sırasında alınan sanık ve tanık ifadeleri, bilirkişi raporları gibi maddi delillerin ve yargılama sonucunda verilen ceza mahkemesi kararının ve bu karardaki tespitlerin kullanılması da mümkündür.<br />
Uyuşmazlıkta, davacı hakkında fiilin sübuta erdiğine dair adli yargıda kesinleşmiş bir karar olmadığı gerekçesi ile iptal kararı verilmişse de, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve yargı içtihatları uyarınca, disiplin soruşturması ve ceza yargılaması süreçlerinin birbirinden bağımsız olduğu, hukukumuzda hangi fiillerin yüz kızartıcı ve utanç verici eylem kapsamında yer aldığına ilişkin bir düzenleme olmadığı, kamu hizmeti/öğretim elemanı sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerin tümünün önceden öngörülmesinin ve tespitinin olanaksız olduğu, dolayısıyla ceza kovuşturması neticesinde verilmiş olan kararın disiplin hukuku açısından kişilere yöneltilen suçlamanın yüz kızartıcı ve utanç verici bir suç olup olmadığının tespiti için disiplin makamlarına ve idari yargı mercilerine sadece karine teşkil edeceği, zira ceza hukuku ile disiplin hukukunun ilke ve esasları ile koruduğu menfaatlerin farklılık arzettiği, ceza kanunlarına göre suç teşkil etmeyen bir fiilin disiplin mevzuatına aykırılık teşkil etmesi ve cezalandırılmasının mümkün olduğu, aksi durumun kabulü halinde disiplin hukuku ve idari yargı mercilerinin işlevsiz hale geleceği tartışmasızdır. Bu itibarla, uyuşmazlığın esasına geçilerek bir değerlendirme yapılması ve bir karar verilmesi gerekirken, adli yargıda kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, isnat edilen &#8220;icbar suretiyle irtikap&#8221; suçunun işlenip işlenmediği ve yüz kızartıcı fillin bu suretle meydana gelip gelmediğinin adlî yargı makamı nezdinde yürütülecek bir yargılama sonucu ortaya çıkacağı gerekçesi ile dava konusu işlemin iptali yönünde verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır…”</em> gerekçesiyle ceza yargılaması ile disiplin hukukunun farklı amaç ve usullerle hareket ettiğini kabul etmiştir (Danıştay 8. Daire Başkanlığı, 16/05/2025T., 2021/2063 E.,  2024/2901 K.).</p>
<p>Danıştay bir başka kararında da; <em>&#8220;&#8230;Ceza hukuku ile disiplin hukuku arasında amaç, kapsam, usul ve sonuçları bakımından farklılıklar vardır. Ceza yargılamasında suçun niteliği ve delillerin takdirinde uygulanan ilke ve kurallar ile disiplin hukuku açısından uygulanan ilke ve kurallar birbirinden farklı olduğundan, idarenin ilgili hakkında disiplin cezası vermemesi, ceza mahkemelerince ceza verilmesine hukuki engel oluşturmayacağı gibi, aynı şekilde ceza yargılaması sonucu verilen karar, disiplin cezası verilmesine engel teşkil etmeyecektir. Aksi uygulama, disiplin hukukunun amacı ve kendine özgü kurallarıyla bağdaşmamaktadır&#8230;Disiplin cezaları; kamu hizmetinin gereği gibi yürütülebilmesi bakımından kişilerin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup, subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi kamu hizmetinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme sahip oldukları tartışmasızdır&#8230;&#8221;</em> gerekçesiyle her iki yargılama arasındaki amaç ve usul farkına vurgu yaparak sonuçlarının farklı olabileceğine hükmetmiştir (Danıştay 8. Daire Başkanlığı, 12/03/2025T., 2023/2342 E.  ,  2025/2428 K.). Danıştayın bu yöndeki kararları istikrarlıdır.</p>
<p>Sonuç olarak; Danıştay içtihatlarına göre ceza yargılamasının beraat ya da ceza yönündeki kararları disiplin hukuku yönünden doğrudan sonuç doğurmayacaktır. Bu nedenle hakkında beraat kararı verilen bir kimsenin disiplin soruşturması sonucunda disiplin cezası alması mümkündür.</p>
<p><a href="https://www.ilkerurlu.av.tr/danistay-kararlarinda-ceza-yargilamasi-ve-disiplin-hukuku-iliskisi/">Danıştay Kararlarında Ceza Yargılaması ve Disiplin Hukuku İlişkisi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.ilkerurlu.av.tr">Avukat İlker Urlu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
