18 Kasım 2025 İlker Urlu 0 Yorumlar

Tazminat davaları, maddi tazminat ve manevi tazminat davaları olarak ikiye ayrılmaktadır. Maddi tazminat davaları temelde uğranılan maddi zararların tazminini amaçlarken, manevi tazminat davaları ise kişilik haklarını koruma altına alarak kişilik haklarına karşı müdahaleden kaynaklanan zararı telafi etmeyi amaçlar.

İlgili Mevzuat

Türk Borçlar Kanunu m. 58; “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.

Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir” hükmü ile kişilik haklarını koruma altına almaktadır.

Madde metninden anlaşılacağı üzere kişilik hakları zedelenen bir kimse bunun karşılığı olarak bir miktar para ödenmesini talep edebilecektir.

TBK m. 58 kişilik haklarına yapılan saldırıya karşılık olarak yalnızca bir miktar paranın ödenmesi şeklinde tazminat sorumluluğu ile sınırlı tutmamış saldırının kınanması gibi tazminat dışı çeşitli yollarla da kişilik haklarına yapılan saldırının telafisinin mümkün olduğu düzenlemiştir.

Manevi tazminat davası hangi durumlarda açılabilir?

Manevi tazminat davasının açılabilmesi için kişilik haklarının ihlal edilmiş olması en önemli koşuldur. Örneğin hakaret ya da özel hayatın gizliliğinin ihlali gibi durumlarda kişilik hakları ihlal edilmiş sayılır ve bunun karşılığında manevi tazminat davası açılabilir.

Manevi tazminat davası açılabilmesi için kişiye yönelen fiilden kaynaklanan bir manevi zarar doğmuş olmalıdır.

Manevi tazminat davası açılabilmesi için fiil ile zarar arasında bir illiyet bağı olmalıdır. Yani fiilin kişinin manevi varlığına yönelen bir saldırı niteliğinde bulunması gerekmektedir.

Manevi tazminat davasında zarar verenin kusurlu olması da koşul olarak aranmaktadır. Kişinin kusurunun bulunmadığı durumlarda manevi tazminat davası açılması mümkün değildir.

Tazminat miktarı

Ülkemizde manevi tazminat davalarında hükmedilen tazminat miktarları oldukça düşük kalmaktadır. Manevi tazminat davaları bir zenginleşme aracı değilse de çok düşük miktarlarda tazminata hükmedilmesi kişilik haklarına yapılan saldırının telafisine ilişkin yeterli tatmin duygusu sağlamamakta ve kişilik haklarının korunmasına yeterli düzeyde yardımcı olmamaktadır. Ülkemizde de kişilik haklarının korunması adına manevi tazminat davalarında hükmedilen miktarların yükseltilmesi elzemdir.

Manevi tazminat davası yargılama giderleri

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 326/2; “Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır” hükmünü içermektedir. Ancak bu madde hükmü Anayasa Mahkemesinin 25/12/2024 tarihli ve E: 2024/29, K: 2024/226 sayılı kararı ile “manevi tazminat davaları” yönünden iptal edilmiştir. Karar 14/12/2025 tarihinde yürürlüğe girecektir. Anayasa Mahkemesi iptal kararında “Bu itibarla miktar belirtmek suretiyle manevi tazminat davasını açacak kişinin hâkimin hükmedeceği tazminat tutarını, başka bir ifadeyle davanın sonunda talebinin hangi oranda haklı bulunacağını öngörebilmesinin mümkün olmadığı ve tazminat miktarının hâkimin takdirine göre belirlendiği davalara ilişkin yargılama giderleri bakımından herhangi bir özel düzenlemenin de bulunmadığı gözetildiğinde kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın “manevi tazminat davaları” yönünden kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna ulaşılmıştır” gerekçesine yer vermiştir.