Yükseköğretim Kanunu m. 24/3; “Üniversitelerarası Kurulun görüşü üzerine Yükseköğretim Kurulu tarafından her bir bilim veya sanat disiplininin özellikleri dikkate alınarak belirlenecek yeterli sayı ve nitelikte özgün bilimsel yayın ve çalışmalar yapmak” hükmü ile doçentlik için gerekli sayı ve niteliğin Yükseköğretim Kurulu tarafından belirleneceğini hüküm altına almaktadır. Yükseköğretim Kanunu m. 24/3-c; “Üniversitelerarası Kurulca yeterli yayın ve çalışmaya sahip olduğuna karar verilen adaya doçentlik unvanı verilir.” hükmü ile doçentlik incelemesinde başvuru yapan adayın yeterli yayın ve çalışmaya sahip olup olmadığının Üniversitlerarası Kurulca inceleneceği hüküm altına alınmıştır. Doçentlik Yönetmeliği m. 6/2; “Doçentlik değerlendirme jürisi, hakkında bilimsel araştırma ve yayın etiği ihlali bulmadığı ve asgari başvuru şartlarını sağladığını tespit ettiği adayın akademik çalışmalarının niteliği ve bilim/sanat alanına katkısını esas almak suretiyle “başarılı” veya “başarısız” bulduğunu belirten ayrıntılı ve gerekçeli bir değerlendirme raporu hazırlar. Jüri üyesi raporunu süresi içinde Doçentlik Bilgi Sistemine yükler.” hükmü ile doçentlik başvurusunu inceleyen jüri üyelerine başvurunun değerlendirilmesi yönünden takdir yetkisi bıraktığı görülmektedir. Ancak jüri üyelerine bırakılan bu takdir yetkisinin, Yönetmeliğe dayanak Yükseköğretim Kanununda yer alan hükümler, idare hukukuna hakim olan temel ilkeler ile yönetmeliğin ilgili maddesi uyarınca kullanılması gerektiği açıktır.
22/2/2018 tarihli ve 7100 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle “Doçentlik sınavı” kenar başlıklı m. 24 yeninden düzenlenerek doçentlik sınavı için gerekli görülen sözlü sınav kaldırılmıştır. Doçentlik sınavlarında sözlü sınavın kaldırılarak doçentlik değerlendirilmesinin objektif ölçütler esas alınarak yapılması ile doçentlik başvurusuna ilişkin incelemenin denetlenebilir olmasının amaçlandığından kuşku yoktur. Nitekim 7100 sayılı Kanunun 5. Maddesinin gerekçesi de; “Yapılan yeni doçentlik düzenlenmesiyle yükseköğretim kurumlarımız kendi kurumlarındaki akademik yükseltme ve atamalarda misyonları, gelişmişlik düzeyleri ve stratejileri kapsamında, Kanunda belirlenen asgari koşulların üzerinde kriterler koyabilecekler ve kendi marka değerlerini oluşturabileceklerdir. Bu düzenlemeyle aynı zamanda doçentlik süreçleri daha hızlanacak ve muhtemel mağduriyetler engellenecektir. Bu düzenlemenin yükseköğretim kurumlarımızın daha rekabetçi ve özerk bir yapıya dönüşümü sürecine katkı sağlaması, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki üniversitelerin de öğretim üyesi bulmasını engelleyen hususların azaltılması hedeflenmektedir” şeklinde açıklanmıştır. Kanun Koyucu gerekçede değişikliğin amacından asgari koşulları sağlayan adaylara doçentlik belgesinin verilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Kanun Koyucu, üniversitelerin ek koşullarla kendi kriterlerini getirmelerinin mümkün olduğunu, böylece üniversitelerin gelişmişlik düzeyine uygun olarak doçentlik kadrosu yönünden ek koşullar getirebileceğini ifade etmektedir. Bu yanıyla Kanun Koyucunun gerekçesinden doçentlik başvurusuna ilişkin incelemenin, asgari koşulların sağlanıp sağlanmadığına yönelik bir incelemeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Doçentlik Yönetmeliğinde jüri üyelerine verilen değerlendirme görevine ilişkin takdir yetkisinin sınırlarının geniş olmadığı, ilgili Kanun maddesinin amacıyla uyumlu olması gerektiği, bu yetkinin idare hukuka hakim olan ilkeler uyarınca kullanılmasının zorunluğu olduğu açıktır. Doçentlik Yönetmeliği ile jüriye bırakılan takdir yetkisinin sınırlarının çok geniş bir biçimde yorumlanmaması, Yönetmelik maddesi uyarınca belirlenen çerçevede bir incelemeyle sınırlı tutulması gerekmektedir. Aksi halde mevzuat değişikliği ile sözlü sınavın kaldırılmasındaki amacın gerçekleşmesi mümkün olmayacaktır. Yönetmelik hükmü ile jüri değerlendirmesinin ayrıntılı ve gerekçeli olarak yazılması zorunluluğunun getirilmesi, takdir yetkisinin sınırlarının daha belirli hale getirilmesi şeklinde yorumlanmalıdır.
Kanun Koyucunun gerekçesinden, asgari koşulları sağlayan adaylar yönünden doçentlik belgesinin verilmesini, üniversitelerin ise gelişmişlik düzeylerine göre kadro kriterleri belirleyerek rekabetçi bir ortam sağlanmasını amaçladığı açıktır. Jüri üyelerine tanınan takdir yetkisinin bu kriterler esas alınarak sınırlanması gerekmektedir. Aksi kabulde jüri üyelerin kendilerini üniversiteler yerine koyarak, Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen asgari koşulların üzerinde doçentlik koşulları belirlemeleri söz konusu olur ki bu durumda hukuka açık aykırılık söz konusu olur.
Doçentlik ile ilgili açılacak davalarda bu hususun da dikkate alınarak dava dilekçesi hazırlanması başvurucuların lehine sonuç elde edilmesi için önem arz etmektedir.