Türk Medeni Kanunu’nda vesayeti gerektiren haller küçüklük ve kısıtlama olarak düzenlenmiştir. Kanun velayet altında olmayan her küçüğün vesayet altına alınmasını zorunlu kılarak küçükleri korumayı amaçlamıştır.
Türk Medeni Kanunu m. 405 akıl sağlığı veya zayıflığı nedeniyle kısıtlamayı, m. 406 ise savurganlık, alkol veya uyuşturucu bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim nedeniyle kısıtlamayı düzenlemektedir. 407 ve 408.maddelerde de özgürlüğü bağlayıcı ceza ve istek üzerine kısıtlama düzenlenmektedir.
Bu yazıda kısıtlama çeşitlerinden kötü yönetim nedeniyle kısıtlama açıklanmaya çalışılacaktır.
İlgili mevzuat
Türk Medeni Kanunu’nun “Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim” kenar başlıklı 406. maddesi; “Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.” hükmünü, TMK m. 429/1 ise; “Kısıtlanması için yeterli sebep bulunmamakla beraber korunması bakımından fiil ehliyetinin sınırlanması gerekli görülen ergin bir kişiye aşağıdaki işlerde görüşü alınmak üzere bir yasal danışman atanır…” hükmünü içermektedir.
Düzenlemenin amacı
Kanun koyucu bu düzenleme ile kişiyi ve yakın çevresini korumayı amaçlamıştır. Madde metni kişinin bedensel ve psikolojik iyi olma halini güvence altına alırken aynı zamanda kötü yönetim nedeniyle malvarlığının hızla tüketmesini de engellemektedir. Kanun kişilerin malvarlıklarını savurgan bir biçimde tüketmelerini kamu düzenini bozan bir husus olarak değerlendirmiş ve bunu engellemek üzere sınırlamalar getirmiştir. Savurganlık ve kötü yönetim nedeniyle malvarlığının hızlı tükenmesinin toplumsal düzeni bozma ihtimali taşıdığını kabul ederek yargısal müdahaleyi mümkün kılmıştır.
Dava süreci
Uygulamada savurgan yaşam süren kimsenin malvarlığı hızla erimekte ve özellikle aile üyeleri bu durumdan oldukça olumsuz etkilenmektedir. Bu tür tasarrufların önüne geçmek üzere TMK m. 406 uyarınca kısıtlama talepli dava açmak mümkündür. Mahkeme açılan davada bilirkişi incelemesi marifetiyle malvarlığının olağan dışı azalıp azalmadığını inceleyecek ve savurganlık yönünde kanaate ulaşırsa kişinin kısıtlanmasına karar verecektir. Bu durumda kişiye vasi atanacak, vesayet makamı olan mahkemenin denetiminde tasarruf işlemleri kontrol edilecektir.
Yargıtay uygulamalarında savurganlık nedeniyle kısıtlama
Yargıtay içtihatlarında savurganlık düzeyindeki tasarruf işlemleri kısıtlama nedeni olarak kabul edilmektedir. Yargıtay bir kararında; “…Vesayet hakkındaki hükümlerin kamu düzeni ile yakından ilgili olduğu, Mahkemece; re’sen araştırma yapılabileceği de gözetilerek, Türk Medeni Kanununun 406. maddesinde yer alan hususlar yönünden kısıtlanması istenilen Mustafa’nın mevcut malvarlığının tespiti, tapuda devrettiği iddia edilen taşınmazın tapu bilgileri taraflardan sorularak satış bedelinin gerçek değerinin altında olup olmadığı ve banka hesap hareketlerini gösterir kayıtların getirtilerek olağanüstü harcama bulunup bulunmadığı böyle bir devir mevcutsa bu tasarrufların kendisini veya ailesini darlık ve yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açıp açmadığı Yargıtay denetimine imkan verecek şekilde tespit edilmesi için re’sen ve tarafların gösterecekleri delillerin toplanıp değerlendirilmesi yapılarak oluşacak sonucuna göre öncelikle kısıtlanmasını gerektirir bir neden bulunup bulunmadığı, bulunmuyorsa dosyada mevcut rapora göre Türk Medeni Kanunu’nun 429. maddesi gereğince yasal danışman atanmasını gerektiren bir durum olup olmadığı değerlendirilerek oluşacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile davanın reddi doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle Türk Medeni Kanununun 406. maddesinde yer alan hususlar yönünden denetime elverişli rapor alınmasını, TMK. 406. Madde yönünden kısıtlama için yeterli unsurlar bulunamadığı taktirde TMK m. 429 yönünden değerlendirme yapılması gerektiğine hükmetmiştir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 15/01/2018T., 2017/7391 E., 2018/415 K.).
Yargıtay benzer yöndeki bir başka kararında; “…Türk Medeni Kanununun 406. maddesinde; “Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır.” hükmü ile aynı Kanunun 429. maddesinde kısıtlanması için yeterli sebep bulunmamakla beraber korunması bakımından fiil ehliyetinin sınırlanması gerekli görülen ergin kişiye bir yasal danışman atanacağı; 431. maddesinde ise, “Vasinin atanması usulüne ilişkin kuralların kayyım ve yasal danışman atanmasında da uygulanacağı.” hükümleri yer almakta olup, dava dilekçesinde kısıtlanması istenilen…’in malvarlığını kötü yönettiği iddia edilmiş olup öncelikle vasi atanması olmazsa yasal danışman atanması istenmesine rağmen; alınan sağlık kurulu raporunda sadece 405. madde kapsamında akıl sağlığı yönünden vasi tayini gerekip gerekmediği değerlendirilmiş, yasal danışman atanması yönünden bir değerlendirme yapılmadığı gibi mahkemece de malvarlığını kötü yönetme ve yasal danışman atanması yönleri itibari ile herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Vesayet hakkındaki hükümlerin kamu düzeni ile yakından ilgili olduğu, Mahkemece; re’sen araştırma yapılabileceği de gözetilerek, Türk Medeni Kanununun 406. maddesinde yer alan hususlar yönünden kısıtlanması istenilen…’in mevcut malvarlığının tespiti, tapuda devrettiği iddia edilen taşınmazın tapu bilgileri taraflardan sorularak satış bedelinin gerçek değerinin altında olup olmadığı ve banka hesap hareketlerini gösterir kayıtların getirtilerek olağanüstü harcama bulunup bulunmadığı böyle bir devir mevcutsa bu tasarrufların kendisini veya ailesini darlık ve yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açıp açmadığı Yargıtay denetimine imkan verecek şekilde tespit edilmesi için re’sen ve tarafların gösterecekleri delillerin toplanıp değerlendirilmesi yapılarak oluşacak sonucuna göre öncelikle kısıtlanmasını gerektirir bir neden bulunup bulunmadığı, bulunmuyorsa Türk Medeni Kanunu’nun 429. maddesi gereğince yasal danışman atanmasını gerektiren bir durum olup olmadığının belirlenmesi amacıyla rapor alınarak oluşacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile davanın reddi doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle, kısıtlanması talep edilen kimsenin koşulları varsa TMK m. 406 uyarınca kısıtlanmasına, olmadığı taktirde TMK m. 429 uyarınca yasal danışman atanıp atanmamasını gerektiren bir durum olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğine hükmetmiştir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 28/11/2017 T., 2017/3018 E., 2017/15725 K.).
Kısıtlama kararı verilmesi halinde tasarruf işlemleri iptal edilebilir mi?
Türk Borçlar Kanunu m. 286/2; “Bağışlamayı izleyen bir yıl içinde başlatılmış bir yargılama sonucunda bağışlayanın, savurganlığı yüzünden kısıtlanmasına karar verilirse, o bağışlama mahkemece iptal edilebilir.” hükmü uyarınca bağışlayanın savurganlık nedeniyle kısıtlanmasına karar verilmesi halinde bağışlama işleminin iptaline karar verilebilir.
Doktrinde Günay’a göre; “…Bu madde 818 sayılı Borçlar Kanununun 235.maddesini kısmen karşılamaktadır. Yasanın iki fıkradan oluşan bu maddesinde, bağışlayanın bağışlama ehliyeti düzenlenmektedir. Gerçekten fiil ehliyetine sahip olan herkes bağışlama yapabilir. Ancak eşler arasındaki mal rejiminden veya miras hukukundan doğan sınırlamalar saklıdır. Öte yandan bağışlamayı yapanın savurganlığı (müsrifliği) yüzünden bağışlamayı izleyen bir yıl içinde başlatılmış bir yargılama sonucunda bağışlayanın, bu nedenle kısıtlanmasına karar verilirse, o bağışlama mahkemece iptal edilebilir….Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 235.maddesinin son fıkrasında kullanılan “sulh mahkemesince” şeklindeki ibare, “mahkemece” şeklinde değiştirilmiştir. Burada, “mahkeme” sözcüğünden anlaşılması gereken vesayet makamıdır…” yönündeki görüşü ile madde hükmüne açıklık getirmektedir (Prof. Dr. Cevdet İlhan Günay, Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Yetkin Basımevi, 2015, s. 908-909).